1. "Adl" Kavramının Kök Anlamı ve Şirkle Olan Sıkı Bağlantısı (Denkleşmek)
Kur'an-ı Kerim'de "A-d-l" kökünden türeyen kavram 24 ayette toplam 28 kez geçmektedir.
"A-d-l" (Adalet) kelimesi, köken olarak "ağırlıkça birbirine eşit olan, eş değer tutulan veya muadil olan" demektir. Bu kelime, insanlar arası ilişkilerde adaleti sağlama bağlamında olumlu bir emir iken; konu Allah'ın zatı, gücü ve hükümranlığı olduğunda "Allah'a eş ve denk tutmak" (denkleşmek/şirk koşmak) gibi son derece olumsuz bir eylemi ifade eder.
Bir kişi, yaratıcıya ait olan gücü, rızık verme yetkisini veya helal-haram (din) belirleme otoritesini başka varlıklara verdiğinde Allah ile o varlıkları eş değer tutmuş, yani O'na denkleşmiş olur. Kur'an bu derin sapmayı şu ayetlerle vurgular:
En'am suresi 1: " Hamd Allah'a aittir. Ki, gökleri ve yeri yarattı, karanlıkları ve aydınlığı yaptı. Sonra gerçekleri örten kimseler, Rableriyle denkleşiyorlar (eş değer oluyorlar)."
En'am suresi 150: De ki: "Allah'ın bunu haramlaştırmış olduğuna şahitlik eden kimseler! Haydi, siz şahitlendirin!" Bunun üzerine şayet şahitlik ettilerse, o halde sen, onlarla beraber şahitlik etme ve bizim ayetlerimizi yalanlayan kimselerin ve ahirete iman etmeyen (güvenmeyen) kimselerin hevalarını izleme. Ve onlar, Rableriyle denkleşiyorlar (eş değer oluyorlar)."
Neml suresi 60: "Gökleri ve yeri yaratan ve gökten size suyu indiren kim? ...Allah ile beraber bir ilah mı var? Doğrusu onlar, denkleşen ((eş değer olan)) bir kavimdir."
A'raf suresi 159: "Ve Musa'nın kavminden bir ümmet vardır. Hak ile doğru yola yöneliyorlar ve onunla denkleşiyorlar (eş değer oluyorlar)."
A'raf suresi 181: "Ve bizim yarattığımız kimselerden ümmetler vardır. Hak ile doğru yola yöneliyorlar ve onunla denkleşiyorlar (eş değer oluyorlar).
İnfitar suresi 6-7: "Ey insan! Cömert Rabbine seni aldatan nedir? O ki, seni yarattı, o hâlde seni seviyeledi bunun üzerine sen denkleştin ((eş değer oldun))." Musa nebinin kavminde denkleşenler olduğu gibi günümüzde de aynen Rabbimize denkleşenler var.
Bu ayetlerde, "denkleştirmek denkleşmek" anlamında kullanılmıştır. Bu ayetlerdeki adalet kavramı olumsuz bir eylemi, yani güç, kuvvet, kudret, rızık veya din adına, helal-haram noktasında hüküm koyucu olma gibi ilahlık vasıflarında başka kimseleri veya nesneleri Allah'a eş değer tutmak veya eş değer olmak (şirke bulaşmak) manasını ifade eder.
2. Hakemlikte ve Yönetimde Liyakat, Eşitlik ve Adalet
İnsanlar üstlendikleri görevler gereği başkalarının sorumluluğunu taşırlar. Yöneticilerden, hâkimlerden veya bir konuda karar verici olanlardan istenen en temel şart, liyakate (emaneti ehline vermeye) riayet etmeleri ve insanların kimliğine bakmaksızın eşit muamele etmeleridir.
Nisa suresi 58: "Şüphesiz ki Allah, emaneti onu ehline ödemenizi ve insanların arasında hakem olduğunuz zaman adaletle (eş değer tutarak) hükmetmenizi size emrediyor. Şüphesiz ki Allah, onunla sizi ne güzel öğütlüyor. Şüphesiz ki Allah, işitendir hak olan doğru ölçülü gören olandır." Dolasıyla adalet; liyakat sahibinin layık olduğu yere getirilmesi, yöneticilerin veya meslek erbabının hüküm verirken insanların ırkına, dinine, yoksul veya zengin, zayıf veya güçlü oluşuna bakmaksızın hukukun önünde herkese eş değer muamele etmesidir.
Şura suresi 15: "O halde işte şu şekilde çağır! Emrolunduğun gibi sağlam dur ve onların hevalarını izleme! Ve de ki: "Allah, kitaptan indirdiği şeylere iman etmemi (güvenmemi) ve size her şeyiyle ortaya çıkararak adaletli olmamı (eş değer tutmamı) emretti. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda her şeyiyle ortaya çıkmış bir tartışma yoktur. Allah bizi bir araya toplayacaktır ve dönüşümüz yalnızca O'nadır." Bu ayet, İslam'a davet edilen kimseler hangi inançtan olurlarsa olsunlar onlara karşı eş değer ve adil bir muamelede bulunulmasını zorunlu kılar.
3. Şahitlikte, Ticari Kayıtlarda ve Söz Söylemede Adalet
Kur'an, adaletin sadece mahkemelerde değil; ticari anlaşmalarda, aile içi hukuki süreçlerde ve hatta günlük konuşmalarda bile tavizsiz uygulanmasını şart koşar. Adil kişi; özü sözü doğru, yalansız, hilesiz ve fıtratına uygun davranan kişidir.
Borçlanma ve Kayıt Bakara 282: "Ey iman eden (güvenen) kimseler! Siz belirlenmiş bir süreye kadar bir borç ile borçlandığınız zaman kesinlikle onu hemen yazın ve kesinlikle sizin aranızda adaletli bir kâtip yazsın ve hak kendi üzerinde olan kimse kaydettirsin. O halde eğer hak kendi üzerinde olan kimse, geleceğini hesap etmeyen veya zayıf veya kaydettirmeye gücü yetmeyen olursa; o adaletli velisi/yakınına kesinlikle hemen kaydettirsin. İşte şu size, Allah'ın yanında daha dengelidir, şahitlik için daha sağlamdır, belirsizlik olmasın diye daha elverişlidir." Ayet, yazıcının adil olmasını isterken, kurulan bu sistemin Allah katında "daha dengeli" (kıst) olduğunu vurgular."
Vasiyet ve Şahitlik Maide 106: "...Sizin biriniz ölüme hazırlandığı zaman, vasiyet vaktinde; sizden veya sizden olmayan diğerlerinden iki adalet sahibi her şeyiyle ortaya çıkararak size şahitlik etsin!"
Boşanma ve Ayrılık Talak 2: "Artık onlar sürelerine ulaştıkları zaman o halde onları bildiklerinizle tutun ya da onlarla bildiklerinizle ayrılın ve sizden adaletli (eş değer tutan) iki kişiyi şahitlendirin ve Allah için şahitliklerini yerine getirsin." Bu uygulama, nesebin karışmasını ve olası fitneleri önlemek için adaletin bir gereğidir.
Söz Söyleme En'am 152: "...Artık o takdirde yakınlık sahibi olsa da, adaletle (eş değer tutarak) söyleyin ve Allah'a ahdinizi tamamlayın!"
Aile İçinde Adalet: Nisa 3 ve Nisa 129 ayetlerinde evlilik hayatından bahsedilirken; eşler arasında tam bir adaletin (sevgi ve ilgide eşitliğin) sağlanamayacağı vurgulanır. Bu yüzden birine meyledip diğerini askıda bırakmamak veya yetimlerin hakkına girmemek için "adaletsizlik yapmaktan korkuyorsanız bir tek eşle yetinin" tavsiyesinde bulunulur.
4. Toplumsal Barışta ve Savaş Hukukunda Denge ve Adalet
Çatışma durumlarında veya düşmanlık beslenen topluluklara karşı bile Kur'an, intikam veya öfke duygularıyla hareket edilmesini yasaklar. Adalet, düşmana karşı dahi eş değer ve fırsat eşitliği gözetilerek davranmayı emreder.
İki Grubun Arasını Bulmak Hucurat 9: "Ve şayet müminlerden (güvenenlerden) iki cemaat savaşırsa... şayet dönerse, artık o ikisinin arasını adaletle (eş değer tutarak) düzeltin ve dengeli olun. Şüphesiz ki Allah, dengeli olanları sever." Çatışan gruplar arasında güce göre değil, fırsat eşitliğine (adalete) ve hakkaniyete (dengeye) dayalı bir yargılama yapılmalıdır.
Düşmana Karşı Adalet Maide 8: "Ey iman eden (güvenen) kimseler! Allah için şahitliğinizi dengeli sağlamlaştıranlar olun! Ve kesinlikle bir kavme karşı adaletsizlik (eş değersizlik) yapmayın sizi buğz etmeye sevk etmesin! Adaletli olun (eş değer davranın)! O sorumluluğunuza yaklaşmaktır..." Bir topluluğa duyulan öfke, dengeyi bozmamalı ve eş değerlik (adalet) ilkesinden sapılmamalıdır.
Zengine ve Fakire Karşı Adalet Nisa 135: "Şayet zengin ya da fakir olsalar, o halde Allah, o ikisine daha yakındır. Artık adaletli (eş değer) oluyoruz diye hevanızı izlemeyiniz!
5. Suç ve Ceza Hukukunda "Eş Değer/Muadil" Anlamında Adalet
Adalet kelimesi, bir şeyin kıymette ve ağırlıkta tam bir bedeli, eş değeri veya cezası anlamında da kullanılır.
Dünyevi Ceza Bedeli Maide 95: "Sizler haram iken av öldürmeyin! Ve sizden kim onu kasten öldürürse, karşılığı vardır! Hayvandan ne öldürdüyse, sizden adil (eş değer tutan) iki kişi ona benzer Kâbe'ye ulaşacak hediye kurbanına ya da... o işin vebalini tatsın diye, işte şu; eş değeri (muadili) oruç tutmaya hükmetsin!" Burada cezanın yerine geçebilecek eş değer bir bedelden bahsedilmektedir.
Ahirette Geçersiz Olan Bedel Bakara 48 ve 123: "Ve sorumluluğunuzu bilin ki, o gün bir nefis bir nefise bir şeyle karşılık veremez. Ondan eş değeri (bedeli/fidyesi) kabul edilmez...", Ahirette günahlara karşılık verilmek istenecek hiçbir muadil/adalet bedeli geçerli olmayacaktır. Ve En'am 70: "Ve dinlerini oyun ve eğlence edinen kimseleri bırak! Onları, dünya hayatının aldattığını ve kazandığı sebebiyle kendini tehlikeye attığını, onlara Allah'ın peşinden bir veli/yakın ve bir şefaatçi olmadığını onunla hatırlat! Ve şayet, her adaletli eş değerini denkleştirse de onlardan alınmaz. İşte şunlar; onlar ki, kazandıkları şeyleri tehlikeye attılar. Gerçekleri örtenler oldukları sebebiyle, kaynar sudan bir içecek ve acıklı bir azap onlaradır."
6. İlahi Vahyin (Kur'an'ın) Doğruluğu ve Adaleti
Allah'ın koyduğu sistemin, indirdiği ayetlerin ve verdiği sözlerin tam bir isabetle, hiçbir eğriliği olmadan yerine gelmesi demektir.
En'am suresi 115: "Ve Rabbin kelimelerini, özü sözü doğrulukla ve adaletle (eş değerli olarak) tamamladı. O'nun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. Ve O, işitendir bilendir." Burada "Adl", Allah'ın vahyinin eğriliği olmayan, hükümleri tam isabetli ve hakkaniyetli eş değer olan bir gerçeklik olduğu anlamındadır.
Nahl suresi 90: "Şüphesiz ki Allah, adaleti (eş değer tutmayı) güzel davranmayı ve yakınlık sahiplerine vermeyi emreder."
Nahl suresi 76: Hiçbir işe yaramayan ve sahibine yük olan kişi ile; "Adaletle (eş değer tutarak) emreden, sırat/yöntemli yol, müstakim/sağlam bozulmayan ilkeler üzerindeki o kimse aynı mıdır?"
Özetle; Kur'an'daki Adalet kavramı; insanlara uygulandığında eş değer tutmak, fırsat eşitliği sunmak, dürüst ayrım yapmadan eş değer şahitlik yapmak ve liyakati korumak anlamlarına gelirken; Allah'a karşı yapıldığında "O'na eş ve ortaklar atamak (denkleşmek)" anlamına gelerek şirki ifade eden muazzam, çok boyutlu ve hassas bir sistemdir.
KIST
Kıst kavramı, Kur'an'ın kendi bağlamında çoğunlukla "Denge" veya "Hakkaniyet" olarak karşılık bulur. Bu, herkese hakkı olanı eksiksiz, adil (eş değer) ve kıst (dengeli) bir biçimde vermektir.
Yaratılışın temelinde kusursuz bir denge vardır. Allah göğü yükseltmiş ve kâinata mizanı koymuştur. İnsanlardan istenen ise bu ilahi mizanda taşkınlık etmemeleri, mizanı dengeyle yerine getirmeleri ve mizanda (tartıda) eksiltme yapmamalarıdır. Rabbimiz, daima dengeli olmayı emretmiştir.
Ticari hayatta ölçünün ve tartının dengeli tutulması, insanların eşyalarının ve emeklerinin eksik değerlendirilmemesi emredilmiştir.
Ölçüde ve tartıda eksiltenlere, insanlardan alırken tam ölçüp, kendileri başkalarına ölçülendirdikleri veya tarttıkları zaman eksilterek insanları ziyana uğratanlara (haksız kazanç sağlayanlara) büyük bir yazıklar olsun uyarısı yapılmıştır.
Adalet (Adl): Ağırlıkça, miktar olarak veya hukuki olarak birbirine tam eşit olmak demektir. Herkese tamamen aynı ve eşit parçayı vermek, tarafları imkânların veya kanunun önünde mutlak bir eşitliğe tabi tutmaktır.
Kıst: Bir şeyi böldükten sonra hak sahibine ihtiyacı, durumu ve konumu oranında hakkı olanı dengeyi gözeterek vermektir. Yani mutlak matematiksel eşitlikten ziyade "hakkaniyet, denge ve pay" ifade eder.
Bu farkı somut bir örnekle şu şekilde açıklayabiliriz:
Bir babanın ilkokula, ortaokula, liseye ve üniversiteye giden dört çocuğu olduğunu düşünelim:
Eğer baba, eğitim seviyelerine veya ihtiyaçlarına bakmaksızın çocuklarının hepsine günlük harçlık olarak eşit miktarda (örneğin 50'şer TL) verirse, bu matematiksel olarak "Adalet" (Adl) olur. Herkes eşit pay almıştır. Ancak üniversiteye giden çocuğun masrafı ile ilkokula giden çocuğun masrafı bir olmadığı için bu durum tam anlamıyla hakkaniyetli bir denge sağlamaz.
Fakat baba; çocuklarının ihtiyaçlarını gözeterek ilkokula gidene 25 TL, ortaokula gidene 50 TL, liseye gidene 75 TL ve üniversiteye gidene 100 TL verirse, işte o zaman çocuklarının farklı yaşlarına ve giderlerine göre onlara haklarını tam vermiş olur. Bu şekilde aralarında kurduğu ölçülü ve hakkaniyetli sisteme Kur'an'da "Kıst" (Denge) denir.
Kur'an-ı Kerim'de bu iki kavramın kullanımı da bu hassas ayrıma dayanır. Örneğin; insanlar arasında hakem olunduğunda kimseyi kayırmadan, zengin-fakir ayrımı yapmadan "adaletle eş değer olarak hükmetmek" veya borçları kaydederken taraf tutmadan "adaletli eş değer tutan bir kâtip" olmak mutlak eşitlik ilkesidir.
Ancak konu insanların emeklerinin karşılığına, ölçüye veya ahiretteki hesaplaşmaya geldiğinde; Rabbimiz "ölçüyü, tartıyı dengeli (kıst ile) tutun" yahut Yunus 47 ayetinde; "onlara resulleri geldiği zaman, her şeyiyle ortaya çıkarılarak aralarında dengeli (kıst ile) kararlaştırılır ve onlara zulmedilmez" buyurarak herkesin ihtiyacına ve durumuna göre hakkaniyetli bir dengenin (kıstın) gözetilmesini emreder.
Kur'an-ı Kerim'de "Adalet" ve "Mizan" kavramları, birbirini tamamlayan ve varoluşun hem fiziksel hem de ahlaki temelini oluşturan ayrılmaz bir bütünlüğe sahiptir. Adalet, hakkın sahibine eksiksiz teslim edilmesi ve tarafların eşitlenmesi iken; Mizan, bu adaletin sağlanması için Allah'ın koyduğu "ölçü, tartı" anlamına gelir. Adaletin tecelli edebilmesi, ancak Allah'ın belirlediği mizanların korunmasıyla mümkündür.
Ayetlerin ışığında, bu iki kavram arasındaki derin ilişkiyi şu başlıklar altında detaylıca inceleyebiliriz:
1. Kâinattaki İlahi Denge (Mizan) ve Sınırları Korumak
Allah, evreni kusursuz bir adalet ve denge üzerine inşa etmiştir. Kâinattaki fiziksel ve biyolojik işleyiş, bu ilahi dengenin bir sonucudur. Rabbimiz, yarattığı bu evrensel dengenin insanlar tarafından kendi hırsları uğruna bozulmamasını kesin bir dille emreder.
Rahman suresi 7-9 ayetler: Rabbimiz göğü yükselttiğini ve kâinata "mizanı" koyduğunu belirtir. İnsanlardan istenen ise; bu mizanda taşkınlık etmemeleri, mizanı dengeyle yerine getirmeleri ve mizanda (tartıda) asla eksiltme yapmamalarıdır. Eğer insanoğlu ilahi mizanı bozar ve tabiatın, toplumun veya ahlakın dengesiyle oynarsa, yeryüzündeki adalet de ortadan kalkar.
2. Vahiy (Kitap) ve Mizan Birlikteliği
Kur'an'da adaletle hükmetmek, ancak Allah'ın indirdiği ölçülere uymakla mümkündür. Bu yüzden Allah, elçilerine vahyi (Kitab'ı) indirirken onunla beraber "Mizanı" da indirmiştir ki insanlar adaleti ve dengeyi ayakta tutabilsinler.
Hadid suresi 25 ayet: "Kesinlikle biz, resullerimizi her şeyiyle ortaya çıkaranlarla gönderdik ve biz onlarla beraber kitabı indirdik ve insanlara tartılarını (mizanı) dengeli yerine getirsin diye...". Bu ayet, dengenin bizzat ilahi kitapla birlikte yeryüzüne indirildiğini ve elçilerin asıl görevinin, insanların hayatında bu mizanı tesis etmek olduğunu açıkça gösterir.
Şura suresi 17 ayet: "Allah O ki, hak ile kitabı ve mizanı indirdi". İlahi vahiy, insan ilişkilerini, toplumsal hukuku ve inancı düzenleyen manevi bir mizan (terazi) işlevi görür.
3. Ticari ve Sosyal Hayatta "Mizan" Yoluyla Kıst
Adalet sadece mahkeme salonlarında verilen bir hüküm değildir; günlük hayatta, ticarette ve insan ilişkilerinde ölçünün ve tartının hakkaniyetle yerine getirilmesidir. Adalet, emanetin ehline verilmesi ve insanlar arasında hakem olunduğu zaman ayrım gözetmeksizin hakkın teslim edilmesidir. Bu hakkın zayi olmaması için de mizan, denge şarttır.
En'am suresi 152 ayet: Yetim malına yaklaşılmamasını ve söz söylenirken yakın akraba dahi olsa adaletli olunmasını emreden Allah, hemen ardından "Ve ölçüyü ve mizanı dengeli tamamlayın!" buyurarak günlük hayatta adaletin mizanla (dürüst ölçüyle) sağlanacağını vurgular.
Ticari Hayatta Ölçü ve Tartının Dengesi (Mizan ve Kıst)
Kur'an'da "mizan" ve "denge", ticari hayatta insanların emeklerinin, mallarının ve eşyalarının eksik değerlendirilmemesi için konulan ilahi ve ahlaki kurallardır.
Hud 85: Şuayb nebi kavmini şöyle uyarır: "Ey kavmim! Ölçüyü, tartıyı dengeli tutun! Ve insanların eşyalarını onlara eksik değerlendirmeyin! Ve yeryüzünün içinde ortalığı birbirine katarak bozgunculuk yapmayın!".
Mutaffifîn 1-3: Ölçü ve tartıdaki hilekârlık kesin bir dille kınanır: "Ve ölçüde ve tartıda eksiltenlere yazıklar olsun! Onlar, insanlar üzerinden ölçülendirdikleri (aldıkları) zaman tamamlamak (tam almak) isteyen kimselerdir. Ve onlar (başkalarına) ölçülendirdikleri yahut tarttıkları zaman ziyana uğratanlardır."
Nisa suresi 127: ayette yetimlerle dengeyi (kıstı) yerine getirmemizi. Nisa suresi 135 ve Maide suresi 8: ayetlerinde Şahitlik yapılırken kişinin kendisinin, anne-babasının veya akrabasının aleyhine dahi olsa, Allah için şahitliğin dengeyle (kıst ile) sağlamlaştırılması emredilir. Zengin veya fakir ayrımı yapılmaksızın, "adaletli oluyoruz" diyerek kişisel hevalara (arzulara) uyulmaması gerektiği vurgulanır.
Bir kavme (topluluğa) duyulan kin ve öfke, müminleri eş değersizlik (adaletsizlik) yapmaya asla sevk etmemelidir; her durumda adil eş değer davranmak, Allah'a karşı sorumluluğa en yakın olan tutumdur."
4. Ahiretteki Adalet Terazisi: "Dengeli Mizanlar"
Dünyadaki adalet ve denge sınavı, ahiretteki kusursuz dengeli ve terazilerle neticelenecektir. Kötülükle gelenlere sadece yaptıkları kötülüğün misli kadar ceza verilirken; iyilik (salih amel) ile gelenlere iyiliklerinin on katı, yedi yüz katı veya Allah'ın kendi lütfundan katbekat fazlası verilecektir.
Rabbimiz, kitabında biz kullarının bu dünyada adil olmasını emrederken; kendisi için özellikle ahirette "Kıst" (denge) mizanları kuracağını belirtir. Dünyada mizanı, dengeyi gözeterek, adil olanlar ile tartıda hile yapıp adaleti (eş değerliği) bozanların asıl karşılığını bulacağı yer ahirettir. Allah, ahiretteki hesaplaşmayı mutlak bir denge (kıst) üzerine kurmuştur.
İlahi Terazi: Enbiya 47: "Ve biz ayağa kalktıkları gün dengeli mizanlar kurarız. O halde bir nefse hiçbir şeyle haksızlık yapılmaz. Ve şayet bir hardal danesi ağırlığınca da olsa biz onu getiririz. Ve biz hesap görücü olarak yeteriz." Allah'ın dengesi hakkaniyeti o kadar hassastır ki; hardal tanesi ağırlığınca yapılan en ufak bir iyilik veya kötülük dahi bu mizana getirilecek, böylece hiç kimseye kıl payı kadar bile zulüm (haksızlık) yapılmayacaktır.
Karşılıkların Dengesi: Yunus 4: Ahiretin asıl amacı vurgulanır: "Şüphesiz ki O, yaratmayı başlatandır; sonra iman eden (güvenen) ve salih amel işleyen kimselere dengeyle karşılıklarını vermek için onu tekrarlayandır.".
Yunus 47: O günkü yargılamanın kusursuzluğu ifade edilir: "...O hâlde onlara resulleri geldiği zaman, her şeyiyle ortaya çıkarılarak aralarında dengeli kararlaştırılır ve onlara zulmedilmez." ve Yunus 54: "Azabı gördükleri zaman pişmanlıklarını sakladılar ve her şeyiyle ortaya çıkarılarak aralarında dengeli kararlaştırılır ve onlara zulmedilmez." Buyrularak ilahi hükmün asla haksızlık barındırmayan mutlak bir denge (kıst) üzerine olduğu vurgulanır.
Sonuç Olarak: Kur'an-ı Kerim'in sisteminde Adalet; hakkın teslim edilmesi, kayırmacılığın reddedilmesi ve hukukun önünde eş değerlik iken; Kıst ve Mizan (Denge ve Tartı); o hakkın, kişinin ihtiyacına, durumuna ve Allah'ın belirlediği kozmik ölçülere göre en hassas teraziyle dağıtılmasıdır. Bizden istenen, gökleri ayakta tutan bu "mizanı" dünyadaki hayatımızda, ticaretimizde ve şahitliğimizde "dengeyle" ve "adaletle" ayakta tutmaktır. Mizanı koruyan kişi adil (adaletli) olur; mizanı bozan veya tartıda hile yapan kişi ise zalim olur ve ahirette kurulacak olan "dengeli mizanlar"da hüsrana uğrar.