Ata Sözlerimizle Meşrulaştırdığımız Çöküş
Bal tutan parmağını yalar dedik, hırsızlığı meşrulaştırdık.
Devletin malı deniz, yemeyen domuz dedik; devleti soyup talan etmeyi normalleştirdik.
Yemeyenin malını yerler dedik, dolandırıcılığı hak gibi gösterdik.
At binenin, kılıç kuşananın dedik; gaspı ve zorbalığı yücelttik.
Kol kırılır yen içinde kalır dedik, zulmü ve tacizi gizlemeyi öğütledik.
Söz gümüşse sükût altındır dedik, susup yalancıya meydan bırakmayı erdem sandık.
Komşuda pişer bize de düşer dedik, hazırcılığı alışkanlık hâline getirdik.
Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez dedik, menfaatçiliği fıtrat bildik.
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar dedik, yalana sarılmayı kolay gördük.
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın dedik, bencilliği hayat tarzı yaptık.
Üzümünü ye bağını sorma dedik, harama göz yummayı alışkanlık hâline getirdik.
Köprüden geçene kadar ayıya dayı de dedik, kurnazlığı ve iki yüzlülüğü akıllılık sandık.
Bütün bunları yapan insanoğlu, dönüp yine soruyor: Toplum neden bozuluyor?
Bunca zihniyetle bozulmasın mı?
Tecrübi bilgi der ki: Geleneği din edinip, dini geleneğe dönüştürürsen olacağı budur.
Toplum en çok kendi yanlışını ata sözüne dönüştürdüğünde bozulur.
Kötülüğü dile süsleyip "geleneğimiz" diye sahip çıkınca, kötülük biz oluruz.
Unutmamalıyız ki bir milletin kaderini değiştiren şey büyük olaylar değil, küçük bahanelerin nesilden nesile aktarılmasıdır.
Vicdanı kirleten sözler değişmedikçe hiçbir şey değişmez.
Haksızlıkla mücadele her onurlu insanın görevi olmalıdır.
Uyarılara kulak tıkayan, görmek duymak istemeyenler; başlarına bela musibet geldiğinde, başına gelenlerin kendi yaptıklarından dolayı olduğunu anlamak istemiyor.
Tarihler boyunca toplulukların başına gelenler, şimdiki toplulukların da başına geliyor ve gelmeye devam edecektir.
Bu hayatın kanunudur: İyilik yapan iyilikle, kötülük yapan kötülükle karşılaşacaktır. Ne ekilirse o biçilecektir.