Yazıklar Olsun Dedikodu Programı İzlemeyenlere!...
Hepimiz Aynı Gemideyiz…
Kendimizi hiç sorgulamıyoruz.
Hatasız, günahsız, tertemiz sanıyoruz kendimizi; sütten çıkmış ak kaşık gibi görüyoruz.
Bütün suçu, bütün yükü devlete, başkalarına, sisteme yıkıyoruz.
Sorunlar başımıza geldiğinde kıyameti koparıyoruz, ama başkalarının çektiği acılar bizi pek ilgilendirmiyor.
Gözümüzün önünde her türlü pislik, zulüm, haksızlık cereyan ederken ya görmezden geliyoruz ya da "Bana ne, devlet girsin gereğini yapsın" diyerek sıyrılıyoruz.
Atalarımız fil değil, Darwinizm'e tapmıyorlar belki; ama "üç maymunu" oynamakta ustayız.
Kulaklarımıza duymamayı, gözlerimize görmemeyi, vicdanımıza hissettirmemeyi öğrettik kendimize.
Tıpkı dünyadaki katliamlara an be an seyirci kaldığımız gibi…
Tıpkı yanı başımızda, en yakınımızda olup bitenlerden habersiz yaşıyormuşuz gibi.
Yoksulluk, adaletsizlik, zulüm bir futbolcunun kırmızı kart görmesi kadar gündem olmuyorsa, o topluma yazıklar olsun.
Rızkını kazanmak için gurbete gidip inşaatta düşüp ölen onlarca gencin acısı, bir hakemin düdüğü kadar etkilemiyorsa toplumu, yuh olsun o topluma.
Çek-senet mafyalarının zorla imzalattığı senetler, ardından gelen cinayetler ve aile dramları sönük kalıyorsa haberlerde, o toplumun utanacak yüzü kalmamış demektir.
Kurumlarda dönen haksızlıkları, kötülükleri eleştirirken; mafyavari yöntemlerle, terör iltisaklı kişilerce tehdit edilmemizi, aşağılanmamızı umursamıyorsak, o toplumda ahlaktan, doğruluktan, dürüstlükten bahsetmek boş laftır.
Devletin malı ayak oyunlarıyla çarçur ediliyor, yolsuzluğa her türlü kılıf uyduruluyorsa o toplum çürümüştür.
Ailede, toplumda farklı fikirler elbette olur; ama çıkarları uğruna fırıldak gibi dönen, hangi parti iktidara gelirse gelsin aynı ailelerin hep aynı koltuklarda boy göstermesine seyirci kalınıyorsa, herkesin gördüğünü görmezden geliniyorsa… bu, toplumun kendini yalanla avutmasının açık resmidir.
Kurşun yiyenin, tokat yiyenin penaltı kadar gündem olmadığı bir ülkede yaşıyorsak, o insanlıktan eser kalmamış demektir.
Rüşvet, aldatma, yalan, duygu sömürüsü, toplumun suiistimal edilmesi bir futbol takımının galibiyeti kadar heyecan yaratmıyorsa, bize yazıklar olsun.
Bu kadar cami, yüz binlerce din görevlisi, yüzlerce ilahiyat profesörü, onlarca ilahiyat fakültesi varken hâlâ hırsızlık, yolsuzluk, şirk, töre cinayetleri, namus cinayetleri işleniyorsa ve Kur'an doğru düzgün anlatılamıyorsa, bu topluma bin defa yazıklar olsun.
Hakikati bildiği, gördüğü hâlde güçlüden, haksızdan yana tavır alan bir milletin vicdanı kararmış demektir.
Din satmak, dini rant kapısı yapmak, din-Kemalizm-Kürtlük-Türkçülük üzerinden dünyalık devşirmek, değerleri maddi menfaate âlet etmek, yolsuzluk, israf, rüşvet, kula kulluk, her türlü yağcılık ve ahlaksızlık alıp başını gittiyse ve bunlar bir siyasetçinin basın toplantısı kadar gündem olmuyorsa, o toplum kokuşmuştur.
Terör cinayetleri yemek ve dedikodu programları kadar heyecan uyandırmıyorsa, o toplumda değerden, erdemden söz edilemez.
Devletin ve milletin parasıyla geçinip ülkesine, toplumuna ihanet edenlere, millete her türlü yalanı, hurafeyi yutturup tek bir doğruyu anlatamayan art niyetlilere hayat zehir zıkkım olsun.
Fesat çıkaran, yağmacı, bozguncu, haraççı çetelerin tehdit ve şantajlarına ses çıkarmayanlara yazıklar olsun.
Diri diri toprağa gömülen kız çocuklarının suçu neydi?
Bu rezil dünyada mazlumun da mağdurun da suçu aynıdır.
Bütün bunları gördüğü, bildiği hâlde üç maymunu oynayanlar şunu iyi bilsin:
Aklını kullanmayanları Allah pisliğe sürükler.
O yüzden suçu başkasında değil, önce kendimizde aramalıyız.
Çuvaldızı kendimize batırmalıyız.
Dilsiz şeytan olmamalıyız.
Unutmayalım hepimiz aynı gemideyiz. Gemi su alınca hep birden boğulacağız demektir.