Menü Van Haber Siyaset Haberleri - Van'ın Buluşma Noktası - Siyasetin Nabzı, Güncel Van Haberleri, Son dakika Van Haberleri,
Tarih: 21.09.2026 21:40
KURANDA ABD KUL KAVRAMI

KURANDA ABD KUL KAVRAMI

Facebook Twitter Linked-in

ALLAH’A KUL OLMAK

Kuranı Kerimin inşa ettiği zihin mimarisinde "kul" kavramı, sadece bir teslimiyet beyanı değil; insanın iradesini, özgürlüğünü ve yaratılış gayesini içine alan çok boyutlu bir sistemin adıdır. "kul" (abd) olmak, birinin mülkiyetine girip iradesizleşmek değildir; tam aksine tüm sahte otoriteleri reddederek gerçek özgürlüğe kavuşmak demektir. 

Geçmiş dönemlerde yaşayan insanlar, melekleri dişi ve cinleri erkek olarak isimlendirip onlarla Rabbimiz arasında bir soy bağı (nesep) kurarak, Allah’a ait özellikleri bu varlıklara yakıştırmışlardır. Zümer suresi 3 ayette "Bunlar bizi Allah’a daha çok yaklaştırıyor" diyerek Yunus suresi 18 ayette o varlıklardan şefaat beklemişler; hem iyi hem de kötü zamanlarında Allah’ın peşinden onlara yalvararak onlardan yardım istemişler ve bu eylemleriyle o varlıklara kulluk etmişlerdir.

KUL (ABD) KAVRAMININ KÖK ANLAMI VE MAHİYETİ

Soru: Kuranda geçen "abd" (kul) kelimesi ne anlama gelir? Bu kavramın fiziksel ve zihinsel karşılığı nedir?

Arapça kökeni itibarıyla ABD, ana kapının önünde bekleyen bekçidir. Eski toplum yapısında çadır veya saray hayatı yaşanırken, kapının güzelliği içeridekilerin değerini temsil ederdi ve bu ana kapıya "hamd" denirdi; işte o kapıda bekleyen, oraya hizmet veren görevlilere de "abd" ismi verilmiştir.

"Abd" kavramının, "amil" (iş yapan/işçi) kavramından çok keskin bir farkı vardır. "Amil", belli bir süreyi bir başkasına tahsis eden kişidir; işi bitince geri kalan zamanında özgürdür. Oysaki Abd, bütün vaktini ve tüm benliğini birisinin emrine veren, kapısından ayrılmayan kimse demektir. Bu bağlamda Kurandaki kulluk, hayatın sadece bir kısmını değil, her anını kapsayan bir aidiyet ve hizmet bilincidir. Rabbimizin seçmiş olduğu tüm nebi resullerin ilk tebliği; Allah’a kul olun! O’ndan başka ilah yoktur olmuştur.

Bakara suresi 21 ayet: Ey insanlar! Sizi ve sizden önceki kimseleri yaratan Rabbinize kul olun! Umulur ki siz, sorumluluğunuzu bilirsiniz!"

Bakara suresi 186 ayet: Ve kullarım benden sana sordukları zaman, o halde, şüphesiz ki ben çok yakınım. Yalvaranın yalvarmasına icabet ederim. O takdirde yalvaran, kesinlikle hemen bana icabet etsin ve bana iman etsin (güvensin); umulur ki onlar, beni gözetleyerek yolunu bulur."

Bu ayette "İBÂDÎ" (kullarım) kelimesini kullanarak genel bir tanımlama yapmakta; hiçbir ayrım gözetmeksizin, eğer kullar Allah’ı tanımak isterlerse O’nun çağrısına icabet etmelerini buyurmaktadır.

KULLUK (ABDULLAH) İLE SAHİPLENEN KULLUK (ABDEN MEMLUK) ARASINDAKİ FARK

Soru: Allah bizden iradesiz bir kul olmamızı mı istiyor? Özgür bir irade ile sahiplenilmiş kulluk arasında nasıl bir bağ vardır?

Kuran sisteminde "Allah’ın kulu" (Abdullah) olmak ile "sahiplenilmiş kul " (Abden Memluk) olmak birbirinden tamamen farklıdır.

Abdullah (Allah’ın Kulu): Meryem suresi 30 ayette geçtiği üzere, “Dedi ki: “Şüphesiz ki ben, ALLAH'IN KULUYUM bana kitabı verdi ve beni bir Nebi yaptı.” Bu ayette ABDU(A)LLÂHİ Gerçek anlamda kul olmak, seçme özgürlüğüne sahip olmayı gerektirir. Bir kul, kendisine ulaştırılan vahiylere karşı hem itaat etme hem de isyan etme özgürlüğüne ve kapasitesine sahiptir ve tercihlerini bilinciyle yapar.

Abden Memluk (Sahiplenilmiş Kul): Nahl suresi 75 ayette geçtiği üzere, "Hiçbir şeyin üzerini ölçülendiremeyen sahiplenilmiş bir kul ve bizden güzel bir rızıkla rızıklanan bunun üzerine o ondan saklı ve açıkta infak eden kimse aynı mıdır?" Ayette de anlatıldığı gibi Abden Memluk ise, kendi iradesini kullanamayan, efendisinin söylediklerinden dışarı çıkamayan ve doğruyu yanlışı ayıramayan kişidir.

Günümüzde bir tarikat veya cemaat liderine kayıtsız şartsız bağlananlar, aslında "sahiplenilmiş kul" konumuna düşmektedirler. Oysaki gerçek kulluk, sadece Allah’a yapılır; zira O, bizi her türlü esaretten kurtaracak olan yegâne kudrettir. Tağut’un kulu olanlar, aydınlıktan karanlığa sürüklenirken; Allah’ın kulları karanlıktan nura (aydınlığa) çıkarılırlar.

Allah, insanların Kendisine "kul" (abd) olmalarını istemiş; ancak asla iradesiz birer "sahiplenilmiş kul" olmalarını istememiştir. İnsanın kendisini tamamen bir başkasına satma hakkı olmadığı için, bir insanın başka bir insana bütünüyle boyun eğdiği sahiplenme sözleşmeleri Kuran sisteminde batıldır. Gerçek kulluk, tüm sahte otoritelerden özgürleşip yalnızca mülkün gerçek sahibi olan Allah’a teslim olmaktır.

KURANDAKİ ÜÇ FARKLI KUL (ABD) FORMU

Soru: Kuranda kullar hangi kategorilerde isimlendirilir? Herkes aynı derecede mi kuldur?

Kuran zihin mimarisinde "kul" kavramı üç ana formda karşımıza çıkıyor:

Â’bid (İsyanda veya İtaatte Kanaat Sahibi Kul): Yolunu seçmiş, inanç veya inkâr konusunda sabitlenmiş kişidir. Bakara suresi 138 ayette, "Allah'ın boyasıdır (donatmasıdır)... ve biz O’na kulluk yapanlarız (âbidûn)" buyurularak bu bilinçli tercih vurgulanır. Tercihini Allah’a kullanan KUL Allah’ın boyasına/donattığı yöntemine ve koyduğu ilkelere göre yaşar.

Bu kulların tersi olanları Mü’minun suresi 47 ayette şöyle anlatır. “Bunun üzerine dediler ki: “O ikisinin kavmi bize kulluk yaparlarken bize benzer iki beşere mi iman edeceğiz (güveneceğiz!)” Ayette anlatılan o toplum firavuna kulluk yapmayı tercih etmişler. Tercihini İnsana kullanan KUL insanın donattığı yöntemine ve koyduğu ilkelere göre yaşar. 

İbad (Tercih Özgürlüğü Olan Kul): İtaat ve isyan arasında tercih yetkisi devam eden tüm insanları kapsar. Zariyat suresi 56 ayette, "Ben cini ve insanı kulluk yapmaları (liya’budûni) dışında yaratmadım" emriyle, genel yaratılış gayesinin bu olduğu bildirilir. Furkan suresi 63 ayette (ve’ibâdur rahmâni) Rahman’ın kulları, yeryüzünün üzerinde ağır ağır yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara hitap ettiği zaman derler ki: “Selam.

Abid (Mahşerdeki İradesiz Kul): Sadece mahşer günü için kullanılan bir tanımdır. Artık iradesini kullanmasına izin verilmeyen ve hakkındaki ilahi hükme boyun eğmek zorunda kalan kişiyi ifade eder. Rabbimiz, Ali İmran 182 ve Kaf 29 ayetlerde, "Ben kullarıma (lil-abid) zulmedici değilim" buyurarak, o günkü yargılamanın adaletine dikkat çeker.

İBADET: BELİRLİ RİTÜELLER Mİ, YOKSA BİR YAŞAM BİÇİMİ Mİ?

Soru: İbadet denilince sadece namaz ve oruç gibi eylemler mi anlaşılmalıdır? Kulluk hayatın hangi alanlarını kapsar?

Kuranda İBADET, sadece belirli bir zaman ve mekâna ait törensel davranışların (ritüellerin) adı değildir. Kurana baktığımız zaman ELİBADET kavramı ELÂBİD kavramından türemiştir dolasıyla Âbid ve ibadet birlikte olması gerekir ikisi ayrılmaz. İbadet, "Allah merkezli" bir hayat yaşamaktır; yani kulluk bilincinin hayatın tüm alanlarını kuşatmasıdır.

Namaz (salat), oruç (savm) ve hac gibi emirler, Müslümanın Allah’a karşı esas duruşunu simgeleyen "menasik" (ibadet işaretleri) olarak tanımlanır. Ancak kulluk; sadece bu üç-beş ameli yapmak değil, Allah'ın Kuranda verdiği tüm görevleri, yani Sıratı Müstakim (yöntemli yol, sağlam bozulmayan ilkeler) üzerinde kalmayı ifade eder. Ticarette dürüst olmak, yetimi gözetmek, adaleti ayakta tutmak ve aklını kullanmak, bu büyük "kulluk talimatnamesinin" ayrılmaz birer parçasıdır.

ALLAH’TAN BAŞKASINA KULLUK ETMEK VE ŞİRK

Soru: İnsan farkında olmadan bir başkasına kul olabilir mi? Allah’ın peşinden ilah edinmek ne demektir?

Kulluk sadece Allah’a yapıldığında insanı özgürleştirir. Ancak bir kişi, Allah’ın vahyini yetersiz görerek beşeri kuralları, rivayetleri veya din adına hüküm koyan şahısları mutlak doğru kabul ederse, onları "Rab" edinmiş ve onlara kul olmuş olur.

Kuran, Tevbe suresi 31 ayette, insanların kendi din bilginlerini (ahbar ve ruhban) Rabler edindiklerini belirterek şu uyarıyı yapar. "Oysaki onlara tek bir ilaha kulluk yapmaları dışında emredilmemişti" Kim Allah’ın koyduğu yasaların (haram/helal) üzerine yeni yasalar eklerse, o kişi "Tağut" (hüküm icat eden sahte otorite) haline gelir; kim de bu sahte otoriteye kayıtsız şartsız uyarsa ona kulluk etmiş olur. Dolasıyla Rabbimiz Nebi resullerine iman etmemizi emreder ve ayrıca onlara kulluk yapmamamızı ve onları rabler edinmememizi emreder.

GÜNÜMÜZDE KUL HAKKI VE ZULÜM MİZANI

Soru: "Kul hakkı" kavramı Kuranda nasıl anlatılır? Ahiretteki hesaplaşma insanlar arasında mı, yoksa Allah ile kul arasında mı gerçekleşecektir?

Toplumda "hakkımı helal etmiyorum" şeklinde yayılan "kul hakkı" söylemi, Kuranda doğrudan ZULÜM (haksızlık/yersizlik) kavramıyla anlatılır. Zulüm, bir şeyi ait olmadığı yere koymaktır; en büyük zulüm ise Allah’ın hakkı olan otoriteyi başkasına vermek olan "şirk"tir.

İnsanların "ben hakkımı helal etmezsem cennete giremezsin" şeklindeki söylemleri, Allah’ın mutlak hâkimiyetine müdahale girişimidir. Oysaki Kuranda ahiret hesaplaşması sadece Allah ile kul arasındadır. İnfitar suresi 19 ayette buyurulduğu gibi: "Bir nefis, bir nefis için bir şeye sahip olmadığı gündür; o gün emir Allah’ındır".

Yaşarken yapılan haksızlıkların bedeli, ancak tövbe edilip hak sahibine hakkı iade edilerek düzeltilebilir. Eğer bu dünyada düzeltilmezse, ahirette Rabbimiz "Kıst" (denge) mizanları kurarak, her kötülüğün karşılığını tam bir isabetle verecektir. Allah, hiç kimseyi kendi hükmünün içine ortak etmez.

ŞEYTANIN ÖNCELİĞİ CAMİLER VEYA MESCİTLER DEĞİLDİR

Şeytan'ın asıl mücadelesi sadece namaz kılan veya oruç tutan kimselerle değil, özellikle Allah’ın belirlediği Sıratı Müstakim (yöntemli yol ve sağlam bozulmayan ilkeler) üzere olmak isteyen Müslümanlarladır. İblis, yapacağı başarısız etme eylemini açıkça ifade ederek Rabbimize şöyle seslenmiştir: A’raf suresi 16- Dedi ki: “O halde beni başarısız ettiğin sebebiyle, kesinlikle senin sıratı/yöntemli yoluna, müstakime/sağlam bozulmayan ilkelerine, onlara oturacağım.” 17- “Sonra onların önlerinden ve onların arkalarından ve onların sağlarından ve onların sollarından onlara kesinlikle geleceğim ve onların çoğunu şükredenler bulamayacaksın.”

Şeytan'ın bu stratejisini ve Rabbimizin buna verdiği cevabı anlamak için şu ayetleri de dikkatle okumalıyız: Hicr suresi 39- Dedi ki: “Rabbim beni başarısız ettiğin sebebiyle, kesinlikle onlara yeryüzünün içini süsleyeceğim ve kesin onları topluca başarısız edeceğim.” 40- “Onlardan senin muhlis/arı duru olmuş kulların hariçtir.”

Rabbimiz bu meydan okumaya şöyle cevap buyuruyor: Hicr suresi 41- Dedi ki: “Bu benim üzerinde olduğum sıratım/yöntemli yolum müstakimim/sağlam bozulmayan ilkelerimdir!” 42- “Şüphesiz ki, başarısızlardan seni izleyen kimseler dışında, benim ibâdi/kullarımın üzerine senin bir yetkin yoktur.” 43- “Şüphesiz ki, topluca onlara vaat edilen kesinlikle cehennemdir.”

Ayakta Duran Dinin Özü

İlahi sistemde dinin asıl duruşu, şekilsel törenlerin ötesinde derin bir teslimiyet ve arınma sürecidir. Beyyine suresi 5 ayet bu hakikati şöyle açıklar: “Ve ancak Allah’a kulluk yapalım dini O’na halis/saf temiz kılalım Hanif/dinin hoş görmediklerini terk edelim ve namazı yerine getirelim ve arınmaya gelelim diye emredildi. Ve işte şu, ayakta duran dindir.”

Bu nedenle bizler Şeytan'ı sadece namazda, oruçta veya hacda aramamalıyız. Şeytan'ı; çaldıklarımızda, haksızca yediğimiz yetim mallarında, sistemi bozan riba alışverişlerinde, ölçü ve tartıdaki hilelerimizde, verdiğimiz sözlerde durmadığımızda ve Allah’a kul olduğumuzu iddia ederken aslında O’na isyan ettiğimiz her türlü eylemde aramalıyız.

Kime Kulluk Ediyoruz?

Kuranın inşa ettiği zihin mimarisine göre bir kişi, neye inanırsa inansın ve nasıl yaşarsa yaşasın, tüm hayatı boyunca aslında Allah’ın kuludur. Çünkü her insanın hayatını yönlendiren bir dünya görüşü, bir hayat anlayışı ve bir yaşam tarzı (din) mutlaka vardır. Dolayısıyla insan, bütün bu hayat nizamını ya Allah’ın bildirdiği ilkelere göre şekillendirir ya da başka otoritelere (şahıslara veya sistemlere) göre şekillendirir.

Böyle olunca Kuran için temel konu, insanın kul olup olmaması değil, KİME KULLUK ETTİĞİDİR. Kuran, kulluk eylemini iki ana kategoriye ayırır: Allah’a yapılan gerçek kulluk ve O’nun dışındakilere yapılan sahte kulluk. Rabbimiz; Ali imran 79 ve Zuhruf suresi 45 ayette bizzat seçtiği nebi resullerine dahi uluhiyet atfedilerek kulluk yapılmasını yasaklamış; Nahl suresi 36, Zümer suresi 17, Tevbe suresi 31 ayetlerde Tağut’a (Allah adına hüküm icat eden her türlü otoriteye), cinlere, şeytana ve dinde mutlak otorite haline getirilen din bilginlerine (ahbar ve ruhbanlara) kulluk yapmamamızı şiddetle emretmiştir.

Gerçek bir mümin için kurtuluş, sahte otoriteleri (Tağutları) reddedip örterek, sarsılmaz bir güvenle yalnızca Allah’ın ipine (vahyine) sarılmak ve hayatını bu sağlam ilkelerle yeniden inşa etmektir.

Dolayısıyla Rabbimiz kitabında şeytana kulluk yapmayın diye çok uyarır hatırlatır. 

Yasin suresi 60- Ey Âdemoğulları! Şeytana kul olmayın diye sizinle ahitleşmedik mi? Şüphesiz ki o, size her şeyi ortaya çıkmış düşmandır. 61- Bana kul olun! Bu sıratı/yöntemli yol müstakim/sağlam bozulmayan ilkelerdir.

Şeytana kulluk etme, Allah’a isyan etmeyi ve dolayısıyla şeytana itaat etmeyi yaşam tarzı haline getirmektir. Allah’a isyan konusunda bir kimseye itaat eden, o kimseye kulluk etmiş demektir. 

Allah’a kul olmayan, başka neye kul olursa olsun gerçekte şeytana kul olmuştur. Böyle bir itaat özellikle süreklilik arz ettiğinde kişi şeytanın emrine amade, bir dediğini iki yapmayan bir kulu olmuş olur.

TAĞUT’A KUL OLMAK 

Soru: Nahl Suresi 36 ayette ifade edilen "Her ümmete bir resul gönderilmesi" ve bu resullerin ortak çağrısı günümüzde nasıl anlaşılmalıdır?

Cevap: Nahl suresi 36 ayette Rabbimiz şöyle buyurur: “Ve kesinlikle biz, Allah’a kul olsunlar ve Tağuttan kaçınsınlar diye, her bir ümmetin içinde resuller çıkardık”. Bu ayet, ilahi sistemin tarih boyunca değişmeyen tek bir özü olduğunu ve bu özün tüm nebi ve resullere vasiyet edilen ortak görev olduğunu her şeyi ortaya çıkarır. Resullerin asıl görevi, insanları Allah’a ait olan mutlak otoriteyi tanımaya davet etmek ve bu otoriteye rakip olan her türlü sahte sistemi (Tağutu) reddetmelerini sağlamaktır.

Günümüze bu hakikati indirdiğimizde; tebliğ görevi bugün "Kitap Resul" olan Kuran vasıtasıyla son saate kadar devam etmektedir. Her toplum, Kuranın sarsılmaz gerçekleriyle karşılaştığında aslında bu "Tağuttan kaçınma" çağrısına muhatap olmaktadır. Eğer biz bugün Allah’ın kitabını terk edip (mehcur bırakıp) kendi hevamızı ilah edinirsek veya sahte otoritelerin peşinden gidersek, resullerin uyardığı o "azgınlık" (tuğyan) çukuruna düşmüş oluruz.

Soru: Ayetlerde geçen "Tağut" kavramı teknik olarak neyi ifade eder ve bugün hayatımızdaki karşılığı nedir?

Cevap: Tağut, kök anlamı itibarıyla "tuğyan"dan gelir; yani kazan kaynadığında köpüğün taşması gibi, şeriatın veya ilahi düzenin dışına çıkmak demektir. İnsan neden tâğut olur diye kurana sorduğumuzda bu sorunun tek kelimelik cevabı, İSTİĞNADIR. Rabbimiz Alak suresi 6 ve 7 ayetlerinde şöyle buyurur. Kellâ innel insâne LEYATĠÂ Hayır! Şüphesiz ki insan azar. 7- En re-âhu-İSTAĠNÂ Kendisinin muhtaç olmadığını gördüğünde. 

Günümüzde Tağut; Kuranı mehçur bırakarak Allah’ın hükümleri dışında Allah adına hükümler icat eden din adamları, hoca, şeyh, gavs gibi isimlerle kutsallaştırılan ve sözleri Allah’ın vahyinin önüne geçirilen her türlü kişiler, kurumlar ve rejimlerdir. Ayrıca beşeri ideolojiler, sömürü sistemleri ve mülkün gerçek sahibinin koyduğu mizanı bozan her türlü otorite Tağut kapsamına girer. Kim bu sahte otoriteleri reddedip örterse (kâfir olup) sadece Allah’ın sapasağlam ipine (Kurana) sarılırsa, işte o kişi zihinsel prangalarından kurtulmuş olur.

Soru: Zümer Suresi 17 ayette bahsedilen "Tağut’a kul olmaktan kaçınanlar" kimlerdir ve onlara verilen müjde neleri kapsar?

Cevap: Zümer suresi 17 ayette şöyle buyurulur: “Ve Tağut’tan ona kul olmaktan kaçınan ve Allah'a yaklaşan kimseler; müjde onlaradır. O halde kullarımı müjdele!” Bu ayet, gerçek imanın sadece Allah’a inanmak değil, aynı zamanda Allah’ın otoritesine ortak koşan tüm yapıları terk etmek olduğunu bildirir.

Buradaki müjde, hem dünyada "dar bir geçimden" ve zihinsel karmaşadan kurtulup selamet yoluna girmeyi, hem de ahirette Rabbimizin rızasına ve cennet nimetlerine ulaşmayı kapsar. Müjdeye layık olanlar, Zümer 18'de belirtildiği üzere; "Sözü dinleyip onun güzelini (vahiye) izleyen" beyin lopları sahipleridir. Onlar, bir cemaat liderini veya uydurma hadisleri Allah’ın kitabının önüne koymazlar, sadece mülkün sahibi olan Allah’a teslim olurlar.

Sonuç olarak:

Nahl 36 ve Zümer 17 ışığında bugünün Müslümanı ne yapmalıdır? Modern dünyada "Allah’ın kulu" (Abdullah) olarak kalmanın formülü nedir?

Bugünün Müslümanı, beşer resullerin vefatından sonra kıyamete kadar yaşayan ve aramızda olan tek resulün "Kuranı Kerim" olduğunu idrak etmelidir. Tağut’un (sahte din anlayışlarının, uydurma hükümlerin ve beşeri otoritelerin) hakemliğini reddedip sadece Allah’ın kitabına çağrıldığında "İşittik ve itaat ettik" demelidir.

Zümer 17'deki müjdeye nail olmak; aklını vahiyle inşa etmek, "Atalar Kültürü"nün paslarını beyinden silip atmak ve hayatın her anında sadece Âlemlerin Rabbi olan Allah’a kul olmakla mümkündür. 

Gerçek kulluk; Allah’ın "Samed" (hiçbir şeye muhtaç olmayan) sıfatını idrak ederek, her türlü şirki, Tağut’u ve sahte "aracı, evliya, şefaatçi" koymadan sarsılmaz bir güvenle (İman) sadece Allah’ın nuruna yönelmektedir. Fatiha suresi 5 ayetteki ahdimiz şudur: "Biz yalnız sana kul oluruz (İyyake na'budu) ve yalnız senden yardım isteriz".

Kulluk yolu; zannı ve uydurulmuş rivayetleri terk edip Allah’ın sarsılmaz ipine (Kurana) sarılmak, hayatı "kaliteli üretim" (salih amel) ve sorumluluk bilinciyle (takva) inşa etmektir. Ancak bu şekilde insan, kula kul olmaktan kurtulur ve yaratılış borcunu (dinini) ödeyerek "mutmain bir nefis" olarak Rabbine dönebilir.

Allah’tan başkasına kulluk etmek, sadece O’ndan başkasına namaz kılmak veya oruç tutmak gibi şekilsel eylemlerden ibaret değildir. Bir kişi, Allah’ın vahyine rağmen itaatini, sevgisini, tazimini ve adanmışlığını kime yönlendirirse, Kuranın tanımıyla o otoriteye "kulluk" etmiş olur. Allah’tan başkasına kulluk etmek için O’nu inkâr etmek gerekmez; yani bu durum Allah’ın varlığını reddetmek anlamına gelmez. Asıl sapma, hayatın merkezine Allah’tan başkasını koymak ve O’nu başkalarına tercih etmektir.

Kulluk hem bir amaçtır hem de kişiyi takvaya (sorumluluk bilincine) ulaştıran bir araçtır. Nitekim Kuranda Zariyat suresi 56 ayette insanların ve cinlerin sadece Allah'a kulluk etmeleri için yaratıldıkları açıkça belirtilmektedir. Kulluğun asıl gayesi, takva sahibi olarak Allah’ın rızasına ulaşmak ve sonuç olarak ebedi kurtuluş olan cenneti kazanmaktır.

İnsan bu dünyaya imtihan için gönderilmiştir ve imtihan edildiği temel konu kulluktur; yani kişinin yaşarken sadece Allah’a mı yoksa O’nun peşinden başka otoritelere mi kul olacağıdır. Allah’a kul olanlar bu sınavı kazananlar, Allah’tan başkasını tercih edenler ise imtihanı kaybedenlerdir. Kulluk, kendisini kul (abd) olarak kabul eden insanın Rabbine teslim olması, O’na itaat etmesi ve yaratıcısına karşı duyduğu saygı ve azametin en yüce ifadesidir. Kul, bu bilinci Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınarak hayatına yansıtır.

Kulluk, aynı zamanda hayat nimetini bahşeden makama karşı gösterilen bir şükür nişanesidir. İnsana verilen en üstün nimet hayat olduğuna göre; kulluk da hayatı var eden, bütün yaratılmışların yaşantısını elinde tutan Allah’a yapılmalıdır. İnsan, hem dünya hem de ahiret hayatını bir esenlik yurdu (selamet) kılmak istiyorsa bu teslimiyet gereklidir. Kulluk Allah’adır fakat faydası bizzat kulluk edenedir; çünkü Allah’a kul olmak, insanı kendi nefsi arzularının, hemcinslerinin ve dünya metaının kulu olmaktan kurtarır.

Kulluk sadece belirli ritüellere hapsedilemez; çalışmak, yemek ve içmek de dâhil olmak üzere tüm gündelik işleri kulluğa dönüştürmenin yolu, hayatı Allah’ın rehberliğinde yaşamaktır. Kişinin hayatının anlamı ve amacı sadece Allah olduğunda, yaptığı her meşru iş kulluğunun bir parçası haline gelir. Kurandaki kulluk anlayışı, uydurulmuş batıl dinlerdeki gibi salt bir tapınma değildir. Bu; sevginin, saygının ve O’nun Rabliğini tasdik edişin; dua, itaat ve onarıcı eylemlerle (salih amel) ortaya konmasıdır. İmandan kaynaklanan her erdemli davranış kulluktur ve bu kulluğun temel ilkeleri Allah’ın kitabındaki vazgeçilmez bilgilerde (şiar) açıklanmıştır.

Rabbimizin kitabında "ubudiyet" diye bir kavram geçmez, bu kavramı insanlar sonradan uydurmuştur. "Ubudiyet", kişinin iradesini yok sayarak birine boyun eğdirilmesi anlamını taşırken; Allah bizden itaat ve isyan konusunda tercih özgürlüğü bulunan "kullar" (ibad) olmamızı istemektedir.

Kurana göre; gerçekleri örten kâfirler ve kitap verilenlerin sapanları, ikiyüzlü münafıklar ve insanları Allah’ın uğrundan uzaklaştıran önderler, şeytan ve onun peşinden giden evliyaları, suçlu mücrimler ve yoldan çıkan facirler, yalancılar ve ahlaksızlar, sorumluluk bilincinden yoksun gafiller ve insanları namazdan alıkoyanlar, evlatlarını şirke zorlayan anne ve babalar, doğru yolda olmayan çoğunluk ve kesin bilgiye dayanmayan zanna uymak kesinlikle yasaklanmıştır. Kim Allah’ın vahyine rağmen bu sayılan kişi veya sistemlerin belirlediği kurallara itaat ederse, Allah’ın peşinden onlara kulluk yapmış sayılır.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —