‘Arabiyyün’ Kelimesinin Semantik ve Teolojik Analizi
‘Arabiyyün’ Kelimesinin Semantik ve Teolojik Analizi
Kur’an Neden Arap Lisanıyla İndi? Asıl Mesaj Ne?
Kur’an-ı Kerim’de ‘Arabiyyün’ Kelimesinin Semantik ve Teolojik Analizi
Kur’an-ı Kerim’in neden Arapça olarak indirildiği sorusu, onun evrensellik iddiası, mesajının mahiyeti ve farklı dil topluluklarına hitap şekli bağlamında İslam teolojisi ve tefsir geleneğinde merkezi bir öneme sahiptir. Bu soruya verilen geleneksel cevap, mesajın ilk muhataplarının dili olması gerekliliğine dayanır. Ancak, Kur’an’ın kendi terminolojisi içinde bu durumu ifade etmek için kullandığı ‘arabiyyün’ (عَرَبِيّ) kelimesinin anlam çerçevesi, konunun daha derin ve nüanslı bir şekilde anlaşılmasını gerektirmektedir. Bu çalışma, ‘arabiyyün’ kelimesinin Kur’an içindeki kullanımlarını bağlamsal ve bütüncül bir yöntemle analiz ederek, kelimenin etimolojik köklerini klasik Arapça sözlükler ışığında inceleyecek ve nihayetinde Kur’an’ın bu kelimeye yüklediği anlam ile sözlük anlamını karşılaştırarak bir senteze ulaşmayı amaçlamaktadır. Temel argümanımız, ‘arabiyyün’ün salt bir etnik dil (Arapça) tanımından ziyade, “apaçık, fasih, anlaşılır, pürüzsüz ve kapalı olmayan” bir niteliği vurguladığı ve Kur’an’ın indiriliş amacının bu nitelikle doğrudan bağlantılı olduğudur.
I. Bölüm: Kur’an’ın İç Bütünlüğünde ‘A-R-B’ Kökünün Kullanımları ve Anlam Çerçevesi
‘A-r-b’ (ع ر ب) kökünden türeyen kelimeler Kur’an’da üç ana kalıpta (أَعْرَاب، عَرَبِيّ، عُرُب) toplam 22 yerde geçmektedir. Her bir kalıbın kullanım bağlamı, kök anlamın kavranması için kritik öneme sahiptir.
A) ‘A’râb’ (أَعْرَاب) Kalıbının Analizi:
Bu kalıp, çoğunlukla Medine döneminde inen ayetlerde, özellikle Tevbe Suresi’nde yoğunlaşır. Ayetlerin tamamı incelendiğinde, ‘a’râb’ kelimesinin şehirli (Medine halkı) olmayan, çölde/bedevi hayatı yaşayan, göçebe veya kırsal kesimde yaşayan bir topluluk için kullanıldığı açıktır (örneğin, Tevbe 90, 97, 101; Ahzab 20). Bu grubun içinde iman edenler (Tevbe 99) olduğu gibi, küfür ve nifakta daha şiddetli olanlar (Tevbe 97), münafıklar (Tevbe 101), savaştan geri kalmak için özür beyan edenler (Tevbe 90; Fetih 11) ve yüzeysel bir teslimiyet gösterenler (Hucurât 14) de bulunmaktadır. Ahzab 20. ayette geçen “bâdûne fi’l-a’râb” (çölde/açıkta olan bedeviler arasında) ifadesi, kelimenin “açıkta, görünür, belirgin” mekânlarda yaşayanlar anlamına işaret eder. Buradan hareketle, ‘a’râb’ kelimesinin temel olarak bir yaşam tarzını (bedevilik/çöl hayatı) ve coğrafi konumu (şehir dışı/açık arazi) ifade ettiği, etnik bir kimlikten ziyade sosyolojik bir kategori olduğu söylenebilir.
B) ‘Arabiyyün’ (عَرَبِيّ) Kalıbının Analizi:
Bu kalıp, doğrudan Kur’an’ın niteliğini tanımlamak için kullanılır ve on bir ayette geçer. Ayetlerin bağlamları dikkatle incelendiğinde, ‘arabiyyün’ün dilin etnik kimliğinden çok, dilin anlaşılırlık, açıklık ve fasihlik vasfına vurgu yaptığı görülür.
1. Akıl ve Anlama Vurgusu: Yusuf 12/2 ve Zuhruf 43/3’te “akledesiniz/anlayasınız diye” ifadesiyle birlikte kullanılır. Bu, kitabın amacının salt Arapça olması değil, akıl erdirilebilir ve anlaşılır olmasıdır.
2. Zıt Anlamlı Kelimelerle Tanımlanması: ‘Arabiyyün’ kelimesinin anlamı, Kur’an’da zıt anlamlı kelimelerle netleştirilir.
* ‘A’cemî’ (أَعْجَمِيّ) ile Karşıtlık: Nahl 16/103’te, Kur’an’ın “açıkça anlaşılır bir dil (lisânun arabiyyün mubîn)” olduğu, ona karşıt olarak “a’cemî” dilin (yabancı, anlaşılması zor, kapalı dil) zikredilmesiyle pekiştirilir. ‘A’cemî’nin “anlaşılması güç” anlamı, ‘arabiyyün’ün “kolay anlaşılır” anlamını öne çıkarır.
* ‘İvec’ (عِوَج) ile Karşıtlık: Zümer 39/28’de Kur’an, “eğriliği/pürüzü olmayan (gayre zi ivec) bir arabiyyün Kur’an” olarak tanımlanır. Burada ‘ivec’ (eğrilik, sapma, anlaşılmasını zorlaştıran pürüz), ‘arabiyyün’ün “düz, pürüzsüz, sapmasız, net” anlamını vurgular.
3. Açıklama ve Uyarı Amacıyla İlişkisi: Taha 20/113, Şura 42/7 ve Ahkaf 46/12 gibi ayetlerde, ‘arabiyyün’ Kur’an’ın, insanları uyarmak, öğüt almalarını sağlamak ve hükmünü açıkça beyan etmek için indirildiği bağlamında yer alır. Bu, mesajın iletiminde açıklığın ve anlaşılırlığın şart olduğunu gösterir. Fussilet 41/44’teki “Arabi olana yabancı bir dil mi?” şeklindeki bir itiraz, hitap edilen toplumun anladığı dilde bir mesajın gerekliliğine işaret eder ve bu ilkenin evrenselliğini ima eder.
4. Kolaylaştırma İlkesiyle Uyumu: Kur’an’ın “kolaylaştırıldığına” (yessernâhu) dair ayetler (Kamer 54/17, 22, 32, 40; Duhan 44/58; Meryem 19/97), ‘arabiyyün’ vasfının “anlaşılır kılınma” ile aynı amaca hizmet ettiğini destekler. İbrahim 14/4’teki “Biz her elçiyi kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara açıkça beyan etsin” hükmü, bu ilkenin genel bir ilahi sünnet olduğunu ortaya koyar.
C) ‘Urub’ (عُرُب) Kalıbının Analizi:
Vakıa 56/37’de geçen ‘uruben etrâbâ’ ifadesi, cennet nimetlerinin “saf, pürüzsüz, beğenilen” anlamında nitelenmesi için kullanılmıştır. Bu mecazi kullanım, kelime kökünün “saf, halis, pürüzsüz, beğenilen” gibi yan anlamlarına işaret eder ve kök anlam çerçevesiyle uyumludur.
Ön Değerlendirme: Kur’an’ın kendi içindeki bu kullanımlar, ‘arabiyyün’ kelimesinin, indiği dilin etnik adı olan “Arapça”yı ifade etmekle birlikte, bu ifadenin özünde o dilin “apaçık, fasih, anlaşılır, pürüzsüz ve kapalı olmayan” niteliğini vurguladığını göstermektedir. Kur’an’ın “arabiyyün” oluşunun gerekçesi olarak gösterilen “akletmek”, “sakınmak”, “uyarmak” gibi amaçlar, dilin etnik kimliğinden ziyade anlaşılırlık vasfıyla doğrudan ilişkilidir.
II. Bölüm: Klasik Arapça Sözlüklerde ‘A-R-B’ Kökünün Anlam Çerçevesi
Kur’an’ın yüklediği anlamı test etmek için klasik dil otoritelerinin eserlerine başvurulduğunda, kök anlamın Kur’anî kullanımla tam bir uyum içinde olduğu görülür.
İbn Fâris’in Mekâyîsü’l-Luğa*’sı: Yazar, kökün üç temel anlamını şöyle sıralar: 1) Açık ve düzgün konuşmak (al-fasâha ve al-bayân), 2) Canlı, neşeli, iyi huylu olmak, 3) Bir cismin veya uzvun bozulması. Önemli olarak, Araplara bu ismin verilme sebebini, konuşma dillerinin “apaçık, güzel ve düzgün” (al-wudûh, al-husn, al-salâma) olmasına bağlar.
Halil b. Ahmed’in Kitâbü’l-‘Ayn*’ı: Kökün anlamlarını; fasih ve güzel konuşmak, Arap olmak ve bir şeyi açıklamak/belirginleştirmek şeklinde verir. “A’rabe” fiilinin “sözünü açıkladı” anlamına geldiğini belirtir.
İbn Manzûr’un Lisânü’l-‘Arab*’ı: En kapsamlı açıklamayı sunar. Arapların, dilleri “açık ve fasih” (beyyinun mu’rab) olduğu için bu ismi aldığını kaydeder. “İ’râb” kavramını, anlamları birbirinden ayırmak ve açıklamak olarak tanımlar. Ayrıca, ‘arûb’ kişi için kullanıldığında dürüst ve sadık olması, ‘arib’ suyun saf ve değişmemiş olması gibi kullanımlarla, kök anlamın “safiyet, halislik, pürüzlülükten uzak olma” boyutunu ortaya koyar.
Râgıb el-İsfahânî’nin el-Müfredât*’ı: ‘Arabiyyün’ü “fasih ve açık söz” olarak tanımlar ve Kur’an ayetlerini bu anlamda örnek gösterir. ‘A’râb’ın ise öncelikle çölde yaşayanlar için kullanıldığını belirtir.
Sözlüklerden Çıkan Sonuç: Tüm otoriteler, kökün en temel ve öncelikli anlamının “açıkça ve düzgün bir şekilde ifade etmek, beyan etmek, fasih konuşmak” olduğunda hemfikirdir. Etnik ve coğrafi anlamlar (Arap, Arabistan) bu temel anlamdan türemiş ikincil anlamlardır. Bu, Kur’an’ın ‘arabiyyün’ kelimesini, indiği dilin “açıklık” vasfını öne çıkararak kullandığı tezini dilbilimsel olarak güçlü bir şekilde desteklemektedir.
III. Bölüm: Karşılaştırma, Sentez ve Asıl Mesajın Tespiti
Kur’anî kullanım ile sözlük anlamı karşılaştırıldığında, tam bir örtüşme ve tamamlayıcılık söz konusudur. Kur’an, ‘arabiyyün’ kelimesini, sözlüklerde kayıtlı olan temel anlamı (“açık, fasih, anlaşılır”) aktif bir şekilde vurgulayarak ve bu anlamı “a’cemî” (kapalı) ve “ivec” (eğri) gibi zıtlarıyla pekiştirerek kullanmaktadır. Etnik dil anlamı, bu temel vasfın tarihsel ve ilk muhataplar bağlamındaki tezahürüdür.
Buradan hareketle, “Kur’an neden Arap lisanıyla indi?” sorusunun cevabı, iki katmanlıdır:
1. Tarihsel ve İletişimsel Zaruret: İbrahim 14/4 ayetinin ilkesel olarak belirttiği üzere, her peygamber ve kitap, mesajını açıkça beyan edebilmek için kavminin anladığı dille gönderilmiştir. Bu, ilahi mesajın iletişimsel bütünlüğü ve sorumluluğun temellendirilmesi için vazgeçilmez bir önkoşuldur. Kur’an da ilk muhataplarının anadili olan Arapça ile indirilmiştir.
2. Asıl ve Kalıcı Mesaj (Niteliksel Vurgu): Kur’an’ın vurguladığı asıl husus, bu dilin etnik kimliği değil, “apaçık, anlaşılır, pürüzsüz, fasih ve kapalı olmayan” (arabiyyün, mubîn, gayre zi ivec) bir nitelikte olmasıdır. Bu nitelik, mesajın:
* Akıl ile kavranabilir olmasını (Yusuf 12/2),
* Her türlü çarpıtma, belirsizlik ve eğrilikten uzak olmasını (Zümer 39/28),
* İnsanlığa bir öğüt ve uyarı olarak işlev görmesini (Taha 20/113),
* Ve nihayetinde farklı dillere doğru bir şekilde aktarılabilir (tercüme edilebilir) olmasının zeminini sağlar.
Fussilet 41/44’teki “Arabi olana yabancı bir dil mi?” mantığı, evrensel bir ilkeyi yansıtır: Hiçbir toplum, anlamadığı bir dilden sorumlu tutulamaz (Zuhruf 43/44). Dolayısıyla, Kur’an’ın ‘arabiyyün’ vasfı, onun sadece 7. yüzyıl Araplarına değil, mesajının anlaşılır kılınmış ve anlaşılır kılınabilir formuyla tüm insanlığa hitap ettiğinin göstergesidir. Asıl mesaj, insanın, hayatını düzenleyeceği ilkeleri, kendi anladığı dilde ulaşabileceği, açık, net ve çelişkisiz bir kaynaktan (Kur’an) öğrenme sorumluluğudur. “Arapça Kur’an” vurgusu, bu evrensel ve niteliksel “apaçıklık” mesajının tarihsel tecellisidir.
Sonuç
Bu çalışma, Kur’an’da ‘arabiyyün’ kelimesinin semantik analizini yaparak, Kur’an’ın neden Arapça indirildiği sorusuna dair geleneksel açıklamayı derinleştirmiş ve niteliksel bir boyut eklemiştir. Kur’an’ın kendi iç bütünlüğü ve klasik Arap dilbilimi verileri, ‘arabiyyün’ün salt etno-lingustik bir aidiyetten ziyade, “apaçıklık, fasihlik ve anlaşılırlık” gibi evrensel iletişim değerlerini merkeze alan bir sıfat olduğunu göstermiştir. Kur’an, kendisini “Arapça bir kitap” olarak tanımlarken, aynı zamanda ve daha önemlisi, “akledilesi, hükmü açık, eğriliği olmayan, uyarıcı ve kolaylaştırılmış” bir hitap olduğunu beyan eder. Bu nitelikler, onun ilk muhataplarının dilinde somutlaşmış olsa da, nihai hedefi mesajının içeriğinin tüm insanlık tarafından anlaşılır kılınmasıdır. Dolayısıyla, Kur’an’ın ‘arabiyyün’ oluşu, onun evrenselliğine bir engel değil, bilakis mesajının her kültür ve dilde anlaşılır ve ulaşılır kılınması gerektiği ilkesinin ta kendisinin teminatıdır. Asıl mesaj, nağmelerde değil, bu apaçık manadadır.
1mehmeteser@gmail.com
MEHMET ESER
ARABİYYUN KAVRAMI HAKKINDA İKİNCİ BİR YAZI
"Ayn-Re-Be" kökünden türeyen kelime (Arabiyyun, A'râb, Urb) olarak Kur'an'da toplam 22 ayette geçmekte olup; 10 ayette "el-A'râb", 11 ayette "Arabiyyun" ve 1 ayette "Uruben" şeklinde yer almaktadır.
Şu başlıklar altında detaylıca özetleyebiliriz:
Kavramsal Tanımlar:
1. Urb (Uruben): VAKIA suresi 37 ayette şöyle geçer. “Çok düşkün olan ve onun haklarını güzel bir şekilde yerine getiren denkler.”
2. Arap ve Bedevi Farkı:
"Arap" kelimesi bir ırkın ismi olup bu ırkın köy ve şehirlerde yaşayanlarını kasteder ayetlerde şöyle geçer. TEVBE suresi 101- Ve sizin çevrenizdeki kimselerden, Araplardan münafıklar vardır ve Medine/şehir ehlinden ikiyüzlülük üzerine kaşarlanmışlar vardır, sen onları bilemezsin. Biz onları biliriz. İleride onlara iki kere azap edeceğim. Sonra büyük bir azaba itilirler.
TEVBE suresi 120- Medine/şehir ehlinin ve Araplardan onların çevresindeki kimselerin, Allah’ın resulünden geride kalmaları ise olmadı ve onun nefsinden kendi nefislerine kaygılanmıyorlar. İşte şu; çünkü kendilerine Allah’ın uğrunda susuzluk, yorgunluk, açlık isabet etmiyor ve gerçekleri örtenlerin öfkelerini bastırmaya ittifak etmiyorlar ve onunla kendilerine salih amel yazılması başka elde ettiklerini hiçbir düşmana eriştirmiyorlar. Şüphesiz ki Allah, güzel davrananların mükâfatını zayi etmez.
Çölde (badiyede) göçebe yaşayanlarına (bedevi) denilmektedir. AHZAB suresi 20 ayette şöyle geçer. “Henüz taraftarlarının gitmediklerini hesaplıyorlar ve şayet taraftarları gelse sevinecekler. Keşke kendileri çöldeki Arapların içinde olup sizin haberlerinizden sorsalardı ve eğer sizin içinizde olsalardı azıcık dışında savaşmazlardı.”
Olumsuz Yönleri:
TEVBE suresi 101 ayette “Çevredeki Arapların bir kısmı münafıktır ve ikiyüzlülükte, gerçekleri örtmekte çok şiddetlidirler.” TEVBE suresi 90-97-98 ayetlerde, FETİH suresi 11 ayette Allah'ın indirdiği sınırları bilmezler. Sorumluluktan kaçmak için yalan mazeretler uydururlar (mallarının ve ailelerinin kendilerini meşgul ettiğini söylerler). İnfak etmeyi ağır bir borç (angarya) gibi görürler ve inananların başına bela gelmesini beklerler. HUCURAT suresi 14 ayette Dilleriyle "iman ettik" deseler de iman henüz beyinlerine girmemiştir, sadece "teslim olduk" demeleri gerekir.
Olumlu Yönleri:
Arapların hepsi kötü değildir. TEVBE suresi 99 ayette İçlerinden Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman eden, infak ettiklerini Allah'a yakınlaşma ve elçiye destek vesilesi sayanlar da vardır. Ayrıca TEVBE suresi 120 ayette Allah'ın elçisine muhalefet etmeyen, onunla birlikte açlık, susuzluk ve yorgunluk gibi zorluklara katlanan ve düşmana fırsat vermeyen A'rablar da övülmüş ve FETİH suresi 16 ayette mükâfatlandırılacakları belirtilmiştir.
3. Acem ve A'râb Karşıtlığı:
Acem” yabancı, dil bilmeyen demektir. “Me” “be”ye dönüşerek tuhaf şey, anlaşılmaz şey anlamlarına gelir.
“A’rafe” üstü düz dağ demektir. Orada toplantı yapıp birbirleri ile tanıştıkları için “ma’ruf” kelimesi türemiştir. “A’rab” bilinen “Acam” ise bilinmeyen demektir.
Öğretici İddiasına Cevap: Müşrikler, Kur'an'ı nebiye yabancı bir beşerin öğrettiğini iddia etmişlerdir. Allah ise, işaret ettikleri kişinin dilinin "a'cemi" (yabancı/anlaşılmaz) olduğunu, Kur'an'ın ise her şeyi açıkça ortaya koyan "arabiyyun" (apaçık/pürüzsüz) bir lisan olduğunu belirterek bu iddiayı çürütür.
NAHL suresi 103 ayette şöyle geçer. “Ve kesinlikle biz onların “Sadece ona bir beşer öğretiyor.” dediklerini biliyoruz. Ona yan çizen kimsenin lisanı A’CEMİ, oysaki bu her şeyiyle ortaya çıkaran ARABİYYUN lisanıdır.”
ŞU’ARA suresi 198-199 ayetlerde şöyle geçer. “Ve eğer biz onu bazı A’cem/dil bilmeyenlerin üzerine indirseydik. Bunun üzerine onu kendilerine okusaydı, onunla müminler (güvenenler) olmazdılar.”
Yabancı Dil İddiası: Eğer Kur'an yabancı bir dille (a'cemiyyen) indirilseydi, bu sefer de kâfirler "Ayetleri açıklansaydı ya! Araba yabancı dil mi olur?" diyerek yine bahane üreteceklerdi. Hatta bu kitap Arap olmayan (acem) birine indirilseydi ve o okusaydı, yine iman etmeyeceklerdi.
FUSSİLET suresi 44 ayette şöyle geçer. “Eğer biz onu A’cemiyyen/yabancı dil bir Kuran yapsaydık. Kesinlikle “Onun ayetleri ayrıntılı açıklansaydı ya?” A’cemiyyünce mi ve Arabiyyünce mi? derlerdi. De ki: “O iman eden (güvenen) kimseler için doğru yola yöneltendir ve şifadır.” Oysaki iman etmeyen (güvenmeyen) kimselerin kulaklarının içinde bir ağırlıktır ve o onlara kördür. İşte şunlar uzak bir yerden sesleniyorlar.”
4. "Arabiyyun" (Kur'an'ın Özelliği ve Dili):
Kur'an'ın "Arabiyyun" olması sadece ırksal veya salt dilsel anlamda Arapçayı ifade etmez. "Arabiyyun" kavramı, dilin kökeninin ötesinde çok daha derin edebi ve anlamsal özellikler taşımaktadır.
Kur'an'ın bağlamında "Arabiyyun" olmak; fasih (açıklayıcı konuşmak), açık, sade, yalın, pürüzsüz ve hatadan-kusurdan uzak olmak anlamlarına gelmektedir. Kur'an'ın bu özelliği ayetlerde şu şekillerde detaylandırılır:
Apaçık ve Açıklayıcı Olması:
"Arabiyyun" lisanı, gerçeği "her şeyiyle ortaya çıkaran" ve ayetleri bilen bir kavim için "açıklanmış bir kitap" olma özelliğini taşır.
ZUHRUF suresi 2..4 ayetlerde şöyle geçer. 2- Ve her şeyiyle ortaya çıkaran kitaptır. 3- Şüphesiz ki biz onu Arabiyyun kuran yaptık. Umulur ki siz, aklınızı kullanırsınız. 4- Ve şüphesiz ki o, katımızda ana kitabın içindedir. Kesinlikle yücedir her hükmü tam isabetli olandır.
FUSSİLET suresi 3-4 ayetlerde şöyle geçer. 3- O, kitabın ayetlerini ayrıntılı açıklamıştır. Bilen kavimler için Arabiyyun kurandır. 4- Müjdeleyicidir ve uyarıcıdır. Sonra onların çoğu yüz çevirmiştir, artık onlar işitmezler.
Kusursuz ve Çelişkisiz Olması:
Kur'an, "hiçbir eğriliği olmayan Arabiyyun Kurandır" şeklinde tanımlanarak onun çelişkisiz, dosdoğru ve pürüzsüz yapısına vurgu yapılır.
ZÜMER suresi 28 ayette şöyle geçer. “Hiçbir eğriliği olmayan Arabiyyun Kurandır. Umulur ki onlar, sorumluluklarını bilirler.”
YUSUF suresi 2 ayette şöyle geçer. “Şüphesiz ki biz onu Arabiyyun kuran indirdik. Umulur ki siz, aklınızı kullanırsınız.”
Anlaşılmazlığın (Acem) Zıttı Olması:
"Acem" kelimesi yabancı, dil bilmeyen ve anlaşılmaz tuhaf şey manalarına gelirken; Arabiyyun (A'rab kökünden) bilinen, anlaşılan demektir. Eğer Kur'an "A'cemiyyen" (yabancı/anlaşılmaz bir dil) olarak indirilseydi, kâfirler "onun ayetleri açıklansaydı ya" diyerek bahane üreteceklerdi. Kur'an'ın Arabiyyun olması, bu itirazları ortadan kaldıran her şeyiyle ortaya çıkaran bir niteliktir.
Kolaylaştırılmış ve İdrak Edilebilir Olması:
Kur'an, insanlar kolayca hatırlasınlar, anlasınlar (akıl etsinler) ve sorumluluklarını bilsinler diye nebinin kendi lisanıyla, anlaşılır bir şekilde "Arabiyyun" olarak indirilmiştir.
ŞU’ARA suresi 192..195 ayetlerinde şöyle geçer. 192- Ve şüphesiz ki o, kesinlikle âlemlerin Rabbinin indirmesidir. 193-194- Onu güvenilir Ruh, uyarıcılardan olsun diye senin beyninin üzerine indirdi. 195- Her şeyiyle ortaya çıkaran Arabiyyun lisanı ile.
ŞURA suresi 7 ayette şöyle geçer. “Ve işte şu şekilde; Biz sana, Ana kenttekileri ve onun çevresindeki kimseleri uyar ve onda belirsizlik olmayan toplanacakları güne uyar diye Arabiyyun bir Kuranı vahyettik. Bir grup cennetin içindedir, bir grup tutuşturulmuş alevin içindedir.”
TAHA suresi 113 ayette şöyle geçer. “Ve işte şu şekilde biz onu Arabiyyun bir Kuran indirdik ve biz onun içinde vaatlerimizden türlü şekillerde izah ettik. Umulur ki onlar, sorumluluklarını bilirler ya da kendileri olayları hatırlar.”
RA’D suresi 37 ayette şöyle geçer. “Ve işte şu şekilde, biz onu Arabiyyen hükme bağlanmış indirdik. Ve kesinlikle, eğer bilgiden sana getirdiğimiz şeylerin ardına onların hevalarını izlersen; Allah’tan sana hiçbir veli yoktur ve bir koruyucu yoktur.”
Özetle; Kur'an'ın "Arabiyyun" olması, onun sadece Arap kavminin dili olmasından ziyade; mesajının her türlü pürüzden uzak, net, anlaşılan, gerçekleri her şeyiyle ortaya koyan ve kusursuz bir ifadeye sahip olması demektir. AHKAF suresi 12 ayette şöyle geçer. “Ondan önce bir imam/önder ve rahmet olan Musa'nın kitabı vardır. Bu kitap zulmeden kimseleri uyarması için Arabiyyun lisanıyla doğrulayıcıdır ve güzel davrananlar içinde bir müjdeliyicidir.”
Günümüze Yönelik Çıkarım: Günümüzde madem kuranı Allah kendisi açıkladıysa niye açık değil sizler niye açıklıyorsunuz diyorlar.
Fakat şunu anlamıyorlar; bizler kuranı açıklamıyoruz kuran açıktır, her şeyiyle ortaya çıkarandır bizler sadece o günkü insanların gizledikleri ayetleri, yanlışlarını ayetlerle hatırlatarak ayetleri bağlantılarıyla günümüze indirerek anlatıyoruz ve hatırlatıyoruz.










