KUR'ANDA CAHİL- CAHİLİYE KAVRAMI
KUR'ANDA CAHİL- CAHİLİYE KAVRAMI
CHL(he): Çevresinde dağlar görülmeyen düz yerdir.
CEHL kökünden gelen yirmi dört ayetin yirmisinin farklı kalıplarda, dördünün ise doğrudan cahiliye olarak geçtiğini görürüz. Bu dört ayeti okuduğumuz zaman cahilin ne olduğu hakkında bir bilgi sahibi oluruz.
Hükme’l-Câhiliyeti/Cahiliye hükmü:
Rabbimiz bu kavramı MAİDE suresi 50 ayetinde şöyle buyurur. “O halde, cahiliye hükmünü mü arzu ediyorlar? Kesin bilen-ikna olan kavimler için, Allah'tan daha güzel kim hükmedebilir.”
Bu ayetten anladığımız. Allah’ın hükümleri dışında kalan her yasa, kanun, düzen “cahiliye”dir. Böylesi düzenlere razı olan ve reddetmeyen toplumlar, cahiliye toplumlarıdır. Eğer bir meselede Allah’ın hükmü her şeyiyle ortaya çıkmış ortadayken çeşitli düşüncelerle başka kişilerin hükümlerini isteyen varsa, o Cahiliye zihniyetine esir olup Cahiliye hükmünü istemiş olur.
Zanne’l-Cahiliyeti/Cahiliye Zannı
Rabbimiz bu kavramı ALİ İMRAN Suresi 154 ayetinde şöyle buyurur. “Sonra gamın ardından, sizin üzerinize bir güven indirmişti. Sizden bir cemaati uyuklama bürümüştü ve bir cemaatte kesinlikle kendileri cahiliye zannıyla haksızca Allah’a zannetmeye yeltenmişti. Diyorlar ki: “Emirden bize hiçbir şey var mı?” De ki: “Şüphesiz ki, o emirlerin hepsi Allah’a aittir.” Onlar, sana açığa çıkaramadıkları şeyleri nefislerinin içinde gizliyorlar. Diyorlar ki: “Keşke bize emirden bir şey olsaydı, işte orada savaşmazdık.” De ki: “Eğer evlerinizin içinde olsaydınız, kesinlikle kendilerine savaş yazılan kimselerin onların yataklarına kadar ortaya çıkarırdı. Ve Allah, sizin kafalarınızın içindeki şeyleri sınamak içindi ve sizin beyinlerinizin içindeki ayıplarınızı temizlemek içindi.” Oysaki Allah, kafaların halini bilendir.
Binde bir yanılma ihtimali olan her şey zandır. Bu ayetten anladığımız. Kuran kesin bir bilgiye dayanmayan, kişisel tahmin ve öngörüleri aşmayan (zann), olayların hikmet ve inceliğine bakmadan sadece sonuçları ile ilgilenen bir zihniyeti “Cahiliye zihniyeti” olarak bu zihniyetin yanlış düşüncelerini ise “Cahiliye zannı” olarak isimlendiriyor. Rabbimiz YUNUS suresi 36 ayetinde şöyle buyurur. “Onların çoğu zannın dışında izlemiyor. Şüphesiz ki zan, haktan bir şey savamaz. Şüphesiz ki Allah, yaptıkları şeyleri bilendir. Yine Rabbimiz BAKARA suresi 78 ayetinde şöyle buyurur. “Ve onlardan ümmiler vardır; kuruntudan başka kitabı bilmiyorlar ve onlar ancak zannediyorlar.
Bir de ayette cahiliye zannı olarak ifade edilen düşünceyi, aynı zamanda “ğayra’l hakki” haksız bir düşünce olmakla da nitelendirmiştir.
Teberrüce’l-Cahiliyeti/Cahiliye Taşkınlığı
Rabbimiz bu kavramı AHZAB Suresi’nin 33 ayetinde müminlerin anneleri olan nebi hanımlarına seslenir ve onların şahsında tüm hanımları uyararak der ki: “Ve siz evlerinizin içinde kalın! İlk cahiliyenin başkasına gösteriş için süslendiği gibi süslenmeyin ve namazınızı yerine getirin ve arınmaya gelin ve Allah’a ve resulüne itaat edin. Allah sadece sizden maddi manevi pisliği gidermeyi Ehl-i Beyt/ev ehlini ve sizi tertemiz temizlemek istiyor.
Rabbimiz YUSUF suresi 33 ayetinde Yusuf nebinin kıssasında şöyle anlatır. Dedi ki: “Rabbim onların beni çağırdığı şeylerden hapsedilmek bana daha sevimlidir. Onların tuzaklarını benden çevirmezsen onlara gönül veririm ve cahillerden olurum.”
Rabbimiz NEML suresi 55 ayetinde Lut nebinin kıssasında şöyle anlatır. “Şüphesiz ki siz, kadınların peşinden şehvetle adamlara mı geliyorsunuz? Doğrusu sizler cahil bir kavimsiniz.”
Bu ayetlerden anladığımız. Cahil: Şehvet ve nefsani arzularının peşinde koşan, insanı ayartan içgüdülerinin esiri olandır. “Meşru ve helal dairede güzel olan kadın ve erkeğin eş olmasını Cahiliye mantığı; teşhirciliğe dönüştürerek, toplumu ifsat/düzeni bozma, karışıklık çıkarma, karıştırma eylemi haline getirmiştir.” İşte İslam bu mantığı ortadan kaldırmak ve kadının kendine has özelliklerinin, özellikle kişiliğinin/şahsiyetinin önüne geçmemesi için örtünme emrini vermiştir.
Dolayısıyla tesettürün en önemli hikmeti ise, Müslüman hanımın kişiliğinin muhafazasıdır. Hal böyle olunca ancak kişiliğinin muhafaza edildiği bir örtünme şekli İslam’a göre tesettür olarak kabul edilir. Yoksa sadece başa bağlanan bir örtü ile tesettür emri yerine getirilememektedir. Bunun içindir ki ne yazık ki; nice başörtülü hanımlar vardır ki aslında tesettürsüzdür.
Hamiyyete’l-Cahiliyeti/Cahiliye Taassubu
Rabbimiz bu kavramı FETİH suresi 26 ayetinde şöyle buyurur: “Hani bir zaman gerçekleri örten kimseler, onlar beyinlerinin içinde cahiliye kızgınlığıyla bir kızgınlık yapmıştı. O halde Allah, resulünün üzerine ve müminlerin/güvenenlerin üzerine o huzuru indirmişti ve ona uygun ve onun ehli oldukları halde onları takva kelimesiyle bağlamıştı. Oysaki Allah her bir şeyleri bilen idi.
Bu ayetten anladığımız. Hamiyyet kelimesinin sözlük anlamına baktığımızda “kızgın, gurur, kibir, öfke, nefret, asabiyet” gibi anlamlarıyla karşılaşılmaktadır. Ayet, cahiliye zihniyetine sahip olanların nasıl taassup ehli olabileceğini açık bir şekilde ifade etmektedir. Cahiliye zihniyetinin taassubu/bir görüşe ve düşünceye, bir kişiye ve topluluğa körü körüne bağlanmak, taraf olmak, akraba ve kavminin fertlerine aşırı ölçüde sevgi gösterip yardımcı olmak ve onları kayırmak olduğunu söyleyebiliriz.
Kuran dilinde "cahil" ve "cehalet" sözcükleri “bir kişilik yapısını, olumsuz bir ahlakı, yaşam tarzını ve inanç sistemini” ortaya koymak için kullanılır. "Cahil" sözcüğü "ağır başlılığın ve aklıselimin" karşıt anlamlısı için söylenir. "Hikmetsiz ve gereksiz bilgi ve inanç peşinde koşan" için kullanılır. Yani "Allah tarafından bir sistem üzerine indirilen vahiy ve ilahi emirleri tek hidayet ve rehber kabul etmeyen, batıl yolda hareket eden, tevhid akidesini görmezlikten gelen, kötü ahlak sahibi, dinde anarşi ve kaos yaratmaya çalışan" için "cahil" sözcüğünün kullanıldığını açık olarak görüyoruz.
Rabbimiz Nuh nebiye ve Muhammed nebiye cahil kelimesini olumsuz olarak kullanmış.
Şimdi öncelikle bazı hatırlatmalar yaparak anlatmaya gayret edeyim! İlk nebilik NİSA suresi 163 ayetinde Nuh nebi ile başlamıştır ve AHZAB suresi 40 ayetinde Muhammed nebi ile bitmiştir. Rabbimizin dinde şeriat yaptığı şeyler ŞURA suresi 13 ayetinde Nuh nebi ile başlayarak, Muhammed nebiye kadar gelmiştir.
Rabbimiz Kitabının birçok ayetinde çoğunluğu hep yermiştir. Buna göre RUM suresi 42 ayetinde “çoğunluğun müşrik olduğunu.” SAFFAT suresi 71 ayetinde “Saptıklarını.” EN’AM suresi 116 ayetinde “Onlara itaat edenleri saptırdıklarını.” MAİDE suresi 103 ayetinde “Akıl etmediklerini.” EN’AM suresi 111 ayetinde “Cahil olduklarını.” BAKARA suresi 243 ayetinde “Şükretmediklerini.” RA’D suresi 1 ayetinde “İmana yanaşmadıklarını.” ALİ İMRAN suresi 110 ayetinde “Fasıklığı seçtiklerini.” MÜMİNUN suresi 70 ayetinde “Haktan hoşlanmadıklarını.” Belirtmiştir. Buna karşılık, Nebilerin davetine icabet edenlerin azınlıkta kalanlar olduğunu BAKARA 249, YUNUS 83, HUD 40, SAD 24 vb. Ayetlerinde anlatmıştır.
Şimdi Nuh nebinin oğluyla geçen ayetleri anlayalım. HUD suresi 36-44 ayetlerinde Rabbimiz Nuh’a o kimselerden başkası asla iman etmeyeceğini ve yapıyor oldukları şeylere sıkılma buyuruyor. Ve bizim gözetimimizde gemiyi imal et! Ve zulmeden kimseleri bana teklif etme buyuruyor. Gemiyi imal ederken kavminden ileri gelenler onun yanından geçtiklerinde onunla alay ediyorlar. Nuh dedi ki; sizden alay edenlerin alay ettiği gibi şüphesiz ki bizde sizinle alay edeceğiz diyor.
Nihayet Rabbimiz emrini getirdiği ve tennur/tandır kaynadığı zaman Rabbimiz Nuh’a dedik ki; geminin içine, üzerine söz geçmiş kimseler dışında, ikişerli her çiftten ve iman eden yükle! Buyurdu. Ve Nuh dedi ki: Geminin içine binin! Onun akması ve onun sabitleşmesi Allah’ın ismiyledir. Şüphesiz ki Rabbim, kesinlikle çok bağışlayıcıdır çok merhametlidir.” Dedi.
Ve gemi, dağlar gibi dalgaların içinde akarken Nuh bir kenarda olan oğluna seslendi: “Ey oğulcuğum! Bizimle beraber bin ve gerçekleri örtenlerle beraber olma dedi. Oğlu ise sudan kurtaracak bir dağa sığınırım dedi. Nuh oğluna, bugün Allah’ın merhamet ettiği kimseler dışında Allah’ın emrinden kurtulacak kimse yoktur dedi. Ve o ikisinin arasını bir dalga çevirdi, artık Nuh’un oğlu boğulanlardan oldu.
Rabbimiz Ey arz! Sen suyunu yut ve Ey gök! Sende suyunu tut buyurdu. Ve su çekildi, iş bitirildi ve gemi Cudi’nin üzerine seviyelendi.
Bir babayı düşünün gözünün önünde oğlu boğulanlardan oluyor. Nuh bir an kendine hatırlatanı unuttu ve Bunun üzerine HUD suresi 45 ayetinde “Nuh Rabbine seslendi. Dedi ki: “Rabbim şüphesiz ki oğlum benim ehlimdendir. Şüphesiz ki senin vaadin haktır. Ve hükmedenlerin en iyi hükmedeni sensin.”
Ve Rabbimiz HUD suresi 46 ayetinde şöyle cevap veriyor Dedi ki: “Ey Nuh! Şüphesiz ki o senin ehlinden değildir. Şüphesiz ki o salih olmayan bir iş yapmıştı. O halde onunla senin bilgin olmayan şeyi isteme! Şüphesiz ki cahillerden olursun diye seni öğütlüyorum.”
Nuh kendine hatırlatanı bir an unutup ardına hatırlayınca ve Rabbinin emrini duyunca HUD suresi 47 ayetinde Dedi ki: “Rabbim Şüphesiz ki ben, benim onunla bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamazsan ve bana merhamet etmezsen ziyana uğrayanlardan olurum.”
Rabbimiz TAHRİM suresi 10 ayetinde Nuh nebinin karsının da ateşe gireceğini buyurur. Ve Rabbimiz LOKMAN suresi 33 ayetinde şöyle buyurur. “Ey insanlar! Rabbinize sorumluluğunuzu bilin! Ve o günden çekinin. Ne o baba çocuğundan bir şey karşılayabilir ne de o çocuk kendi babasından bir şey karşılayabilir. Şüphesiz ki Allah'ın vaadi haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı sizi Allah' ile aldatmasın.”
HUD suresi 46 ayetinde geçen “o salih olmayan bir iş yapmıştı” sözünden anlıyoruz ki, kişi neye iman ettiğini beyninde saklar sizden gibi görünür. Dolasıyla beşer bir Nebi ne çocuğunun ne de karısının neye iman edip etmediğini bilemez. Dikkat edelim! Vahye sarılmadığımız sürece Eşiniz veya Babanız Nebi de olsa faydası olmaz.
Çünkü beynimizden geçirdiğimiz düşünceleri neye iman edip etmediğimizi sadece Rabbimiz bilir. ALİ İMRAN suresi 29 ayetinde şöyle buyurur. “Şayet siz kafanızda neyi gizlerseniz veya onu açığa çıkarırsanız Allah onu bilendir.” Ve BAKARA suresi 284 ayetinde şöyle buyurur. “Şayet siz nefsinizdeki şeyleri açığa çıkarsanız da veya onu gizleseniz de Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dileyen kimseyi bağışlar ve dileyen kimseye azap eder.”
HUD suresi 46 ayette geçen cahil kelimesini anlayalım! Demek ki vahiy alan bir beşer de olsa bir an cahilleşebiliyor. Hatırlatanı unutmak, Hakkında bilmediğin şeyi istemek ve söylemek cahilliktir. Ve Nuh, nebilik makam mertebesinde tevhid akidesine aykırı olarak, oğlunun boğulmamasını ve iman ile gitmesini isterken, Allah tarafından böyle bir kınamaya muhatap kalıyor. Ve Nuh nebi hemen yanlışını anlıyor ve Rabbine tövbe ediyor. Rabbimiz NİSA suresi 17 ayetinde “Sadece Allah’a karşı, cahillikle bir kötülük yapan kimselerin, sonra yakından tövbe edenlerin tövbesi makbuldür.” Buyurur.
Şimdi insanların; İSRA suresi 90..93 ayetlerinde Muhammed Nebiye dediklerini anlayalım! “Bize yerden suyu kesilmeyen bir kaynak fışkırtana kadar, biz sana asla iman etmeyiz! Yahut senin hurmalardan ve üzümlerden bahçen olmalı, böylece aralarından gürül gürül ırmaklar fışkırmalı. Yahut iddia ettiğin gibi, gökten bizim üzerimize parçalar düşürmelisin ya da Allah’ı ve kabul ettiğimiz melekleri getirmelisin! Yahut senin, altından bir evin olmalı ya da göğün içine yükselmelisin ve okuyacağımız bir kitabı, onu bizim üzerimize indirinceye kadar, yükseldiğine de asla iman etmeyiz!” FURKAN suresi 7 ayetinde “Ve dediler ki: “Bu resule ne oluyor! Yiyor, doyuyor ve çarşıların içinde yürüyor. O halde onunla beraber uyarıcı olan bir melek indirilseydi ya?” demişler.
Tabi nebide bir beşer olarak; insanların bu istemelerine üzülmüş onların kendisinden yüz çevirmesinden ve kendisine inanmayacaklarından korkmuş olacak ki, Rabbimiz Nuh nebisini uyardığı gibi, bakın EN’AM suresi 35 ayetinde Muhammed Nebisini nasıl uyarıyor. “Ve şayet, onların yüz çevirmesi, senin üzerine ağır olursa; bunun üzerine, şayet gücün yetiyorsa; yerin içine bir tünel veya göğün içine bir merdiven ara da, böylece onlara bir ayet/delil getir. Eğer Allah dileseydi, kesinlikle onları doğru yolunun üzerinde toplardı. Artık, kesinlikle CAHİLLERDEN olma!” buyurur.
Rabbimiz HUD suresi 12 ayetinde sen sadece uyarıcısın diye hatırlatır. “Onun üzerine bir hazine indirseydi. Ya da onunla beraber bir melek getirseydi ya.” demelerinden senin kafan ona daralıyor, bunun üzerine belki sana vahyedilen şeyin bazısını terk edeceksin. SEN SADECE BİR UYARICISIN. Allah her bir şey üzerine vekildir.
Rabbimizin seçmiş olduğu nebileri anlık hatırlatanları unutmuşlar cahillik yapmışlar ve Rabbimiz onlara hatırlatınca hemen tövbe etmişlerdir.
Cahilliğin temeli hatırlatanları unutarak, akıbetini düşünmeyerek, kızarak, zannederek başlıyor ve devam ediyor.
Bu konuyu hayatımıza şöyle indirebiliriz. Dolasıyla bizlerde cahil olmamak için sürekli kuranı okuyup hatırlamalıyız, başkalarının hükümlerine gitmeyerek, zanda tahminde bulunmayarak, Cahiliye zihniyetinin taassubunu yani bir görüşe ve düşünceye, bir kişiye ve topluluğa körü körüne bağlanmamalıyız, akraba ve kavminin fertlerine aşırı ölçüde sevgi gösterip onları kayırmamalıyız, böylece cahillikten kurtulabiliriz. Böyle hataları kendimizde gördüğümüz zaman hemen tövbe etmeliyiz kendimizi düzeltmeliyiz ki, Rabbimiz bizleri affetsin.
Şimdi bu bölümde ‘Cehalet’ Kalıbında Kullanılan Ayetleri anlayalım!
‘cehalet’ kelimesi, NİSA 17, EN’AM 54, NAHL 119 ve HUCURAT 6 ayetlerde benzer anlamlarda kullanılmaktadır. Öncelikle ayetleri yazalım anlamaya gayret edelim!
NİSA 17- Sadece Allah’a karşı, cahillikle bir kötülük yapan sonra yakından tövbe eden kimselerin tövbesi makbuldür. Artık işte şunlar; Allah, kendilerinin tövbelerini kabul eder. Oysaki Allah, bilendir her hükmü tam isabetli olandır.
EN’AM 54- Ve bizim ayetlerimize iman eden/güvenen kimseler, sana geldiği zaman, hemen de ki: “Selam üzerinizedir! Rabbiniz, rahmetini kendi zatına yazmıştır.” Muhakkak ki sizden kim, cahillikle bir kötülük yaparsa, sonra onun ardından tövbe ederse ve düzeltirse, bunun üzerine muhakkak ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
NAHL 119- Sonra şüphesiz ki Rabbin, bir cahillikle kötülük yapan kimselere, işte şu; sonra ardından tövbe edenlere ve düzelenlere, şüphesiz ki Rabbin, kesinlikle çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
HUCURAT 6- Ey iman eden/güvenen kimseler! Şayet yoldan çıkan biri size bir haberle gelirse, hemen her şeyiyle ortaya çıkarın! Cahillikle bir kavme isabet ettirirsiniz, sonra yaptığınız şeyler üzerine pişman olursunuz.
Ayetlerde geçen 'cehalet' lafzından maksat, işlenen amelin günah olup olmadığını bilmemek demek değildir. Ayetlerde ki anlatıma baktığımız zaman, cehaletle günah işlemek; öfkenin, şehvetin ve kızgınlığın akla hâkim olduğu zamanda sonucunu düşünmeden dik kafalılık yapmak, akıbetini düşünmeden, hatta belki önemsemeden günah işlemek demektir.
Bu ayetlerin anlattığını aynen Nuh nebi yaşamış. Rabbimiz önceden zulmedenleri bana teklif etme diye hatırlattığı halde gözünün önünde oğlunun boğulduğunu görünce; bir an hatırlatılanı unutarak, akıbetini düşünmeden belki önemsemeden Rabbim o benim oğlum demiş. Rabbi onun salih iş yapmadığını ve bilmediğin şeyi benden isteme cahil olmaman için öğütlerim buyurunca aklı başına gelmiş hemen Rabbine tövbe etmiş.
HICURAT suresi 6 ayette ise, yoldan çıkan biri size bir haberle gelirse, hemen her şeyiyle ortaya çıkarın! Aksi takdirde gelen habere kızarsınız aklınıza hâkim olamazsınız sonucunu düşünmeden bir kavme isabet ettirirsiniz. Ve haberin aslını öğrenince pişman olursunuz buyurur. Hani bizlerde deriz; öfkeyle kalkan zararla oturur diye tam konuyu anlamadan öfkeleniriz sonra aslını öğrenince yaptığımıza pişman oluruz.
Tüm cahili tutum ve davranışların ardında yatan, beyinlerine yerleşmiş olarak karşımıza çıkmaktadır. İşte FETİH suresi 26 ayette küfür ehlinin Müslümanlara karşı takındıkları tutum ve davranışlarını Cahiliye hamiyyeti ile hareket ettikleri belirtilmektedir.
İşte Kuran bir hayat tarzı ve dünya görüşü olarak algıladığı Cahiliye zihniyetini daha iyi anlamamız için, onun dört temel hususiyetini bize böyle açıklamaktadır. Kesin bilgiye dayanmayan veriler üzerine bina edilen yargılar, zan Allah’tan başka idareyi/iradeyi kabul etmeyi, cahiliye hükmü; cazibenin yersiz sergilenmesini, taşkınlık; hak ve batıl ayrımı yapmadan sırf menfaatine uygun olduğu için, bir görüşe ve düşünceye, bir kişiye ve topluluğa körü körüne bağlanmak, taraf olmak, akraba ve kavminin fertlerine aşırı ölçüde sevgi gösterip yardımcı olmak ve onları kayırmak olarak nitelemektedir.
Eğer bu dört hususiyete hayatında yer veren kişi, aslında Mekke’nin İslam öncesi karanlık çağının bir mensubu olarak Cahiliye zihniyeti taşıdığının ve cahil olduğunun farkında olmalıdır.
Şunu unutmamalıyız: Cahiliye bir zaman dilimi değildir, bir zihniyet meselesidir. Bir yerde İslam/Tevhid varsa, mutlaka karşısında cahiliye vardır. Yasalarını Allah’tan almayan, hayatı İslami ölçülerle okumayan, bilgisi vahye dayanmayan her insan/toplum cahiliye ehlidir.
Şimdi Kuranın kimlere cahil dediğine bir bakalım:
**A’RAF 138- Ve biz, İsrail oğullarını denizden geçirdik. Bunun üzerine onlar, putlarına bağlı olan bir kavmin üzerine vardılar. Dediler ki: “Ey Musa! Onların ilahı gibi bize de bir ilah yap!” Dedi ki: “Şüphesiz ki siz, cahil bir kavimsiniz!”
Bu ayetteki Cahil: Allah’a ait bir alanı başka şeyler ile paylaşan, bu paylaşımı meşru göstermeye çabalayan ve başkalarının da böyle yapmaları için teşvik edendir. Allah'tan başkasına kulluk eden herkes cahildir. ZÜMER suresi 64- De ki: “Ey cahiller! Öyleyse bana Allah'tan başkasına kulluk etmeyi mi emrediyorsunuz?”
HUD 29- Ve Ey kavmim! Onun üzerine sizin malınızı istemiyorum. Benim ecrim Allah’tan başkasının üzerine değildir. Ve ben iman eden/güvenen kimseleri kovacak değilim. Şüphesiz ki onlar Rablerine kavuşacaklar. Ancak ne var ki ben sizi cahil bir kavim görüyorum.
AHKAF 23- Dedi ki: “Sadece bilgi Allah’ın yanındadır ve onunla gönderdiği şeyi size ulaştırıyorum. Ancak ne var ki, ben sizi cahil bir kavim görüyorum.”
Bu ayetteki Cahil: Gönderilen elçilerin mesajlarına karşı kulak tıkayıp onları işitmeyip, anlamayan ya da anlamasına rağmen anlamak istemeyendir.
Yukardaki ayetler gönderilen elçilerin mesajlarına karşı kulak tıkayan, onları işitmeyen, anlamaya çalışmayan ya da anlamasına rağmen anlamak istemeyen toplumların durumunu ifade etmektedir. Ayrıca bu ayetlerde geçen ‘cahil olma, cahillik etme ifadelerinden ilk anlaşılan şey, kişi ve toplumların, heva ve hevesinin, şehevi arzularının esiri olup her türlü sapkınlığı ve aşırılığı, bile isteye ve tam bir bilinç içinde işlemesi olduğu anlaşılmaktadır.
** FURKAN 63- Ve Hak eden kullarını affedip bağışlayan hak eden kullarına azap edenin kulları, yeryüzünün üzerinde ağır ağır yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara hitap ettiği zaman derler ki: “Selam.”
Bu ayetteki Cahil: Başkalarına dil uzatan, kendisi salih bir amel ortaya koymadığı gibi güzel iş yapanlara engel olan ve güzelliği ortadan kaldırmak için ona-buna çelme takandır.
KASAS 55- Ve asılsız konuşmaları işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve bizim amellerimiz bizedir sizin amelleriniz sizedir Selamün Aleyküm biz cahilleri aramayız.”
Bu ayetteki Cahil: Boş ve faydasız söz, iş ve düşüncelerin peşinde olan, nerede nasıl davranacağı belli olmayan, kendini bilmez ve kural tanımaz bir hayatın sahibi olandır.
Bu ayette ise bunun fıtrat mantığını bilmeyen kimseler olarak her şeyden habersiz ve akıbeti bilmezler olarak değil, aksine sırf kendi heva heveslerine uydukları için cahillik yaptıklarını anlayabiliriz.
KASAS suresi 55 ve FURKAN suresi 63 ayetlerinde başkalarına dil uzatan ve laf atan, kendisi güzel ve salih bir amel işlemediği gibi, güzel davrananlara engel olan ve çekemediği için güzelliği ortadan kaldırmaya uğraşanlar. Ve bunun için Rahman’ın kullarına çelme takan, onları boş ve anlamsız işlerle oyalamaya çalışan, kendileri de boş ve faydasız söz ve davranışlar sergileyenlerdir. Kendini bilmeyen, nerede nasıl davranacağını da bilmeyen kimseleri cahil olarak tanıtıyor.
**BAKARA 67- Ve hani bir zaman, Musa kavmine dedi ki: “Şüphesiz ki, Allah size bir inek kesmenizi emrediyor.” Dediler ki: “Sen bizimle alay mı ediyorsun?” Dedi ki: “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.”
Bu ayetteki Cahil: Allah’ın emirlerine karşı soğuk davranan, o emirleri basite alıp gereğince önemsemeyen ve daha da kötüsü o emirlerin üzerine başka sözler söyleyendir.
İsrail oğullarının nebilerine karşı sürekli olarak sergileye geldikleri tutum ve davranışlarına binaen Musa nebi onları cahil olmakla tanımlamış ve kendisini de bu durumdan Allah’a sığınma talebiyle uzak tutmuştur. Bu durum onların sürekli cehaletleri sonucu oluşmuş. Nitekim daha sonraki ayetlerde ise Kuran onların bu tutumlarına beyinlerinin katılaşması nitelemesini yapmıştır. Ve Rabbimiz HADİD suresi 16 ayetinde bizleri şöyle uyarır. “İman eden/güvenen kimseler için Allah’ın hatırlatmasına ve Haktan inen şeylere onların beyinlerinin saygı duymasının vakti gelmedi mi? Beyinleri katılaşan onların üzerinden uzun zaman geçen ve onlardan önce kitap verilen kimseler gibi olmasınlar. Onlardan çoğu yoldan çıkmışlardı.”
**EN’AM 111- Eğer biz, onlara melekleri indirseydik, ölenler onlarla konuşsaydı ve biz kendilerine kabul ettikleri her bir şeyi bir araya toplasaydık, Allah’ın dilemesi ise başka iman edenler/güvenenler olmadılar. Ancak ne var ki onların çoğu cahildirler.”
Bu ayetteki Cahil: Etrafında kendisine hakkı ve hakikati anlatan binlerce ayet, işaret ve delil olmasına rağmen halen olağanüstü işler bekleyendir.
Rabbimiz Muhammed nebisini EN’AM suresi 35 ayetinde şöyle uyarır. “Ve şayet, onların yüz çevirmesi, senin üzerine ağır olursa; bunun üzerine, şayet gücün yetiyorsa; yerin içine bir tünel veya göğün içine bir merdiven ara da, böylece onlara bir ayet/delil getir. Eğer Allah dileseydi, kesinlikle onları doğru yolunun üzerinde toplardı. Artık, kesinlikle cahillerden olma!
Ayetlerin yer aldığı bölümleri göz önüne aldığımızda ve düşündüğümüzde müşriklere dönük bir hitap olduğunu ve günümüzdeki müşriklerinde Allah’a inanmak için hatırlatılanları unutup, akıbetini düşünmeden çeşitli şeyler isteyerek veya olmamış bir şeyi olmuş gibi anlatarak, Allah’a iftira attıklarını ve cahil olduklarını söyleyebiliriz.
**A’RAF 199- Affa tutun! Ve bilinenleri emret! Ve cahillerden yüz çevir.”
Bu ayetteki Cahil: Bilinenleri emretmeyip kötülükten alıkoymayan, insanların hatalarını bağışlamayan, müsamaha ve hoşgörü ile etrafındakilere muamele etmeyendir.
Ayetin öncesine baktığımızda, Allah’tan başka ilahlar edinip onlardan bir şeyler bekleyen ve bütün beklentilerine rağmen cevap almayan ve buna rağmen Allah’ın peşinden kendilerine benzeyenlere yalvarıp kulluk yapmaktan vaz geçmeyen, ayrıca bu durumun farkında olan müşrik kimseler olduğunu görürüz. Onların böyle davranmalarının sebebi, bir şey bilmeyen ve gerçeğin farkında olmayan kimseler olmaları değil bilakis söz dinlemeyen, hak ve batıl ayrımı yapmadan sırf menfaatine uygun olduğu için, bir görüşe ve düşünceye, bir kişiye ve topluluğa körü körüne bağlanmak, taraf olmak, küfründe ısrarcı ve inatçı kimseler olmalarıdır.
**HUD 46- Dedi ki: “Ey Nuh! Şüphesiz ki o senin ehlinden değildir. Şüphesiz ki o salih olmayan bir iş yapmıştı. O halde onunla senin bilgin olmayan şeyi isteme! Şüphesiz ki cahillerden olursun diye seni öğütlüyorum.”
Ayet bize cahillerden olmamanın duruma vakıf olmaksızın ve bilip bilmemenin ötesinde hissiyatla ve duyguların esiri olarak bir davranış sergilemek olduğunu gösteriyor. Bu ayetteki Cahil: Hakkında kesin bilgileri olmamasına rağmen zanna dayanarak bazı şeylerin peşine düşen ve elde ettiği eksik bilgiler üzerine hükümler bina edendir.
**AHZAB 72- Şüphesiz ki, biz emaneti göklerin ve yerin üzerine ve dağlara sunduk. O halde onu yüklenmekten kaçındılar ve ondan titrediler ve onu insana yükledik. Şüphesiz ki o, zalim cahil olandır.”
Bu ayetteki Cahil: Emanete ihanet eden, kendisine teslim edilen her ne ise onu koruyup gözeteceği yerde umursamayıp zayi edendir.
Bu ayette ise ‘çok cahil’ anlamında ‘cehul’ kalıbıyla kullanılan kelime, insanın yaratılış itibariyle sahip olduğu bir vasfını dile getirmektedir. İnsan, kendisine verilen emaneti koruyup gözeteceği yerde ona ihanet eden ve onu umursamayıp zayi eden bir varlık olarak tanımlanmaktadır. Oysaki o, bu emaneti koruyup taşıyacak özellikte yaratılmıştır. Cehaleti sebebiyle kendi gücünü ve kapasitesini bilmeyen anlamayan bir duruma düşürmüştür. Rabbimiz FATIR suresi 32 ayetinde bizlere şöyle hatırlatma yapar. “Sonra biz, kullarımızdan bizi tercih eden kimseleri kitaba varis ettik. Bunun üzerine onlardan nefislerine zulmedenler vardır ve onlardan ortada giden vardır ve onlardan Allah'ın izniyle hayırlarda ileri geçenler vardır. İşte şu; o büyük lütuftur.”
**BAKARA 273- Allah’ın uğrunda mahsur kaldığında yeryüzün içinde dolaşmaya güçleri yetmeyen fakirler içindir. Söz ve davranışlarında edepli ve ölçülü olmalarından cahiller onları zengin sanır. Onlar simalarıyla bilinenlerdir. Onlar ısrarla insanlardan istemezler ve hayırdan ne infak ederseniz, o halde şüphesiz ki Allah, onları bilendir.”
Bu ayetteki Cahil: Sosyal hayatta olan biteni tam anlamı ile kavramayan ve insanların dertlerini çözüme kavuşturmak için uğraşmayandır.
Bu ayette cehalet, Söz ve davranışlarında edepli ve ölçülü olmalarından dolayı kimseden bir şey istemeyenlerin durumdan haberdar olmayan hatırlamayan kişiler anlamında kullanılmıştır. Nitekim buradaki cahilden murat, o fakirlerin hallerini bilmeyenler, idrak edemeyenlerdir. Rabbimiz NUR suresi 22 ayette bizlere şöyle bir hatırlatma yapar. “Ve sizden fazlalık ve fazilet sahipleri; Allah’ın uğrunda yakınlık sahiplerine, yoksulluktan dolayı çalışamayanlara ve hicret edenlere, vereceğiz diye gevşeklik göstermesin.” buyurur.
**YUSUF 89. Dedi ki: “Sizler cahillik zamanınızda Yusuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı siz bildiniz mi?”
Bu ayetteki Cahil: Allah’ın başkasına bahşettiği bazı güzellikleri çekemeyerek kıskanan, kendi elinde bulunan nimetlere şükür edeceği yerde başkalarının elinde bulananları hazmedemeyendir.
Yusuf nebi kardeşlerinin gençlik çağlarında yaptıkları hataya işaretle dile getirdiği bu ifade bize duygu ve hırslarına yenilip öfkesine kendisini kaptırıp giden ve dilimizde de 'delikanlı' denilen yani ‘kanı deli akan’ kimseleri hatırlatmaktadır.
Onlar gençlik dönemlerinde Allah’ın kendilerine verdiği nimetlere şükretmek yerine kardeşleri Yusuf’a lütfettiği güzellikleri çekememişler ve onu kıskanmışlardı. Kuvvetle muhtemeldir ki bu cahilce eylem, o dönemde kendilerini kuşatmış bulunan delikanlılık ruhuyla yapılmış idi. Yoksa bu, aklı başında olan kimselerin yapabileceği bir eylem değildir.










