Lut ve Şuayb nebi A'raf suresi 80-93 ayetler
Lut ve Şuayb nebi A'raf suresi 80-93 ayetler
LUT NEBİ
A’RAF 80- Ve Lut; hani bir zaman kavmine dedi ki: “Sizin öncenizde, onu âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı, edepsizliğe mi geliyorsunuz?”
A’RAF 81- “Şüphesiz ki siz, kesinlikle kadınların peşinden şehvetle adamlara mı geliyorsunuz? Doğrusu sizler, taşkınlık eden bir kavimsiniz.”
A’RAF 82- “Ve kavminin cevabı; Şüphesiz ki onlar, temizlenmeye alışmışlar, siz onları kentinizden çıkarın demelerinden başka olmadı.
A’RAF 83- Böylece biz, onu ve onun ehlini kurtardık. Ancak karısı geride kalanlardan oldu.
A’RAF 84- Ve biz, onların üzerine yağmur yağdırdık. Artık bak! Suçluların sonu nasıl oldu!
***Lut Nebi’nin Kavmine Yönelttiği Tarihi Sorunun Günümüze Yansıması (A’raf 80)
Düşünün ki bugün inançlı bir uyarıcı çıkıyor ve sınır tanımayan modern topluma, tıpkı Lut nebinin geçmişte yaptığı gibi çok sarsıcı bir soru yöneltiyor. İnsanlığın, daha önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı yepyeni bir edepsizliğe ve ahlaki çöküşe mi yöneldiğini sorguluyor. Günümüz dünyasında kitle iletişim araçlarıyla hızla yayılan, sınırların tamamen ortadan kalktığı ve daha önce eşi benzeri görülmemiş ahlaki dejenerasyon biçimleri, doğrudan bu uyarının muhatabıdır.
İşlenen Büyük Günahın ve Taşkınlığın Yüzlerine Vurulması (A’raf 81)
Hemen ardından, bu modern edepsizliğin ne olduğu açıkça yüzlere haykırılıyor; yaratılışa (fıtrata) aykırı olarak kadınların peşinden gitmeyi bırakıp şehvetle adamlara yönelmenin büyük bir sapma olduğu belirtiliyor. Günümüzde de bu tür sınır tanımazlıkları normalleştiren ve teşvik eden topluluklar, ilahi ölçüde net bir şekilde sınırları aşan, "taşkınlık eden bir kavim" olarak nitelendirilmektedir. Bu durum, fıtrat dışı yönelimlerin her çağda en büyük taşkınlık sayıldığı gerçeğini günümüze taşır.
Modern Toplumun Beklenmedik, Küstah ve Dışlayıcı Tepkisi (A’raf 82)
Peki, günümüzün "taşkınlık eden" kalabalıkları bu ciddi uyarı karşısında hatasını anlıyor mu? Hayır; tıpkı geçmişteki gibi bugünün yozlaşmış toplumunun cevabı da oldukça alaycı ve dışlayıcı oluyor. Ahlakı savunan ve temiz kalmaya çalışan insanlar için "Şüphesiz ki onlar, temizlenmeye alışmışlar" diyerek onlara adeta çağdışıymış gibi muamele edip alay ediyorlar. Hatta sırf bu temiz kalma çabalarından dolayı, onları günümüzün sosyal mecralarından, çalışma ortamlarından veya toplumun merkezinden "siz onları kentinizden çıkarın" zihniyetiyle linç etmeye, sürgün etmeye ve susturmaya kalkışıyorlar.
İlahi Kurtuluş ve İnançsızlığın Statü Tanımaması (A’raf 83)
Olaylar bu noktaya gelince, bütün bu taşkınlıklar karşısında inancını ve ahlakını koruyan temiz insanlar nihai bir ilahi kurtuluşa erdiriliyor. Fakat burada günümüz insanına çok sarsıcı ve dramatik bir mesaj var; kurtarılanlar arasında uyarıcının en yakını olan kendi karısı bile yer alamıyor ve geride kalanlardan, yani helak edilenlerden oluyor. Bu detay, bugünün dünyasında hiç kimsenin sırf soyu, ailesi veya saygın konumu sebebiyle kurtarılamayacağı; kurtuluşun ancak kişisel bir inanca ve temiz kalma çabasına bağlı olduğu gerçeğini adeta yüzümüze çarpıyor.
Suçluların Hazin Sonu: Günümüze Kalan İbret Yağmuru (A’raf 84)
Ve gelelim o sarsıcı finale... İsyanda ve edepsizlikte direnen, üstelik temiz kalanları toplumdan dışlamaya kalkan o suçlu zihniyetin üzerine helak edici bir azap yağdırılıyor. Olay, bu ibretlik manzarayı günümüz insanının da gözlerinin önüne sermek ve ahlaki çöküşün er ya da geç getireceği o büyük yıkımı idrak ettirmek için, "Artık bak! Suçluların sonu nasıl oldu!" uyarısıyla, taşkınlık yapanların akıbetine dikkat çekerek son buluyor.
ŞUAYB NEBİ
A’RAF 85- Şuayb, Medyen’deki kardeşlerine onlara dedi ki: “Ey kavmim! Allah'a kul olun! Size O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Kesinlikle size, Rabbinizden her şeyiyle ortaya çıkaranları getirdim. Artık ölçüyü ve tartıyı tamamlayın ve insanlara onların eşyalarını eksik değerlendirmeyin ve oranın düzeltilmesinin ardına yeryüzünün içinde bozgunculuk yapmayın! Şayet müminler (güvenenler) olduysanız, işte şu; size daha hayırlıdır. (Şu’ara 181..184)
A’RAF 86- Ve vaat ederek ve ona iman eden (güvenen) kimseleri Allah’ın uğrundan vazgeçirerek ve onun eğriliğini arzu ederek, her sırat/yöntemli yola oturmayın ve siz, azıcık olduğunuz zamanı, bunun üzerine sizi çoğalttığını hatırlayın! Ve bozgunculuk yapanların sonu nasıl oldu bakın!
A’RAF 87- Oysaki şayet sizden bir cemaat, bana gönderilene Ki, ona iman etti (güvendi) ve bir cemaatte iman eden (güvenen) olmadı. O halde Allah, her şeyiyle ortaya çıkarıp, hükmedinceye kadar sabret! Ve O, hâkimlerin en hayırlısıdır.
A’RAF 88- Kavminden ileri gelen, büyüklük taslayan kimseler dedi ki: “Ey Şuayb! Kesinlikle biz, seni ve seninle beraber iman eden (güvenen) kimseleri, kentimizden çıkarırız ya da kesin bizim inancımızın içine geri dönersiniz!” Dedi ki: “Eğer biz, hoşlanmayan olsak da mı?”
A’RAF 89- “Şayet Allah, bizi onlardan kurtardığı zaman, ardına sizin inancınızın içine geri dönersek, kesinlikle Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Ve Rabbimiz Allah, dilemesinden başka bizim onun içine geri dönmemiz ise olamaz. Rabbimiz bilgisiyle her bir şeyi genişletendir. Ve biz, Allah'a tevekkül etmişiz! Rabbimiz, kavmimizle bizim aramızı her şeyiyle ortaya çıkararak hak ile aç ve sen açanların en hayırlısısın.”
A’RAF 90- Ve kavminden ileri gelen, gerçekleri örten kimseler dedi ki: “Eğer siz, kesinlikle Şuayb'ı izlerseniz; şüphesiz ki siz, o takdirde kesin ziyana uğrarsınız!”
A’RAF 91- Sonra onları, şiddetli sarsıntı yakaladı. Böylece onlar, sabahleyin yurtlarında yere saplandılar.
A’RAF 92- Şuayb'ı yalanlayan kimseler, sanki orada refah içinde yaşamamış gibiydiler. Şuayb'ı yalanlayan kimseler, onlar ziyana uğrayanlar oldular.
A’RAF 93- O halde onlardan döndü ve dedi ki: “Ey kavmim! Kesinlikle size, Rabbimin risaletini ulaştırdım ve size nasihat ettim. Bunun üzerine gerçekleri örten bir kavme nasıl acırım!”
***Şuayb Nebinin Ticaret ve İnanç Üzerine İlk Uyarısının Günümüze Yansıması (A'raf 85)
Düşün ki bugün inançlı ve dürüst bir uyarıcı çıkıyor; modern dünyanın doymak bilmez, hırs ve tüketim odaklı ekonomik sisteminin karşısına geçip çok net bir çağrıda bulunuyor: "Yalnızca Allah'a kul olun, parayı, makamı veya gücü ilahlaştırmayın!" diyerek söze başlıyor. Ardından günümüzün en büyük sorunlarından biri olan ticari ahlaksızlığa, yolsuzluklara ve emek sömürüsüne dikkat çekiyor. İnsanları, ticarette dürüst olmaları, çalışanların emeğini ve insanların eşyalarını/değerlerini eksik değerlendirmemeleri konusunda uyarıyor. Dünyanın ekolojik ve ekonomik dengesi kurulmuşken haksız kazançla bozgunculuk yapmamalarını istiyor ve eğer gerçekten inançlılarsa, dürüst ve adil bir sistemin herkes için daha hayırlı olacağını vurguluyor.
Baskıcılığa Karşı Uyarı ve Geçmişi Hatırlatmanın Modern Karşılığı (A'raf 86-87)
Bu dürüst insan uyarılarına devam ederek, günümüzün manipülatif medya veya baskıcı güç odaklarının, inananları sindirmelerini ve doğruların yolunu kesmelerini eleştiriyor. Onlara, sahte vaatlerle insanları kandırmamalarını, dürüstlüğü ve Allah'ın yolunu sistemli bir şekilde "eğri" veya "çağdışı" göstermeye çalışmamalarını söylüyor. Sonra günümüz toplumuna çok can alıcı bir hatırlatma yapıyor: "Bir zamanlar ne kadar zorluklar içindeydiniz, azdınız; Allah sizi nasıl çoğalttı, nasıl imkânlar verdi bir düşünün!" diyerek, geçmişteki o kriz çıkaran bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bakmalarını istiyor. Toplumun bir kısmı bu dürüstlüğe inanıp bir kısmı kendi çıkarı için inanmadığında ise, ilahi adalet tecelli edene kadar sabretmelerini öğütlüyor.
Kibirli Liderlerin Sürgün (Linç/İptal) Tehdidi ve Kararlı Duruş (A'raf 88-89)
Peki, bu güzel ve adil öğütlere modern dünyanın o güç zehirlenmesi yaşayan kibirli "ileri gelenleri" ne cevap veriyor dersin? Büyük bir kibirle bu dürüst insanlara dönüp, "Ya sizi bulunduğunuz konumlardan, işinizden, sosyal mecralardan (kentimizden) sürer çıkarırız ya da kesinlikle bizim bu yozlaşmış çarkımıza/inancımıza geri dönersiniz!" diyerek tehdit savuruyorlar. Doğruluğu savunanlar ise bu linç kültürüne ve baskıya boyun eğmiyor; "Hoşlanmasak da mı bizi zorlayacaksınız?" diyerek karşılık veriyor. Allah onları o yanlış ve haksız düzenden kurtardıktan sonra tekrar eskiye dönmenin en büyük yalan ve iftira olacağını, Allah dilemedikçe o kokuşmuş sisteme dönmelerinin söz konusu bile olamayacağını haykırıyorlar. Ve en sonunda, "Rabbimiz, kavmimizle bizim aramızı hak ile aç" diyerek her şeyi en yüce makama havale ediyorlar.
İnkârcıların Kışkırtması ve Gelen Acı Helak (Sistemsel Çöküş) (A'raf 90-91)
Güç odakları ve sistemin ileri gelenleri, toplumu dürüstlere karşı kışkırtmaya devam ederek, kendi propaganda araçlarıyla "Eğer o dürüstlüğü izlerseniz kesinlikle malınızı, makamınızı kaybeder, ziyana uğrarsınız!" diye korku yayıyorlar. Fakat asıl ziyana uğrayan bizzat kendileri oluyor. O kibri ve baskıyı kuranların üzerine aniden, tıpkı şiddetli bir sarsıntı (beklenmedik bir kriz, ekonomik veya toplumsal bir çöküş) geliyor ve bir sabah uyandıklarında hepsi o çok güvendikleri lüks yurtlarında, oldukları yere saplanıp kalıyor, güçlerini yitiriyorlar.
Yalancıların Sonu ve İbretlik Veda (A'raf 92-93)
Olayın finali günümüz için de gerçekten çok ibretliktir. Doğruluğu yalanlayan o kibirli, yolsuz insanlar, sanki o lüks plazalarda, refah içindeki evlerde hiç yaşamamışlar gibi tamamen silinip gidiyorlar; asıl büyük yıkıma ve ziyana uğrayanlar dürüstler değil, bizzat kendileri oluyor. Son sahnede ise dürüst uyarıcı, kendi hırslarıyla helak olan o yozlaşmış toplumdan yüzünü dönüyor ve onlara adeta son bir veda konuşması yapıyor: "Ey kavmim! Ben size Rabbimin mesajlarını, dürüstlüğün kurallarını ulaştırdım ve size nasihat ettim. Şimdi, kendi sonunu kendi elleriyle hazırlayan ve gerçekleri örten bu kavme nasıl acıyıp üzülebilirim ki!" diyerek ilahi adaletin tecellisini vurguluyor.
***Şuayb nebinin kavmine yönelttiği tarihi uyarılar, sadece o dönemin pazar yerindeki basit esnaf kurallarını değil; aynı zamanda bugünün küresel ekonomik sistemlerinin, enflasyonun, gelir adaletsizliğinin ve patlak veren büyük ekonomik krizlerin temel felsefesini de içinde barındırır.
1. Ölçü ve Tartıda Hile: "Enflasyon ve Piyasa Manipülasyonları"
Şuayb nebinin Medyen ve Eyke halkına ilk uyarısı "Ölçüyü ve tartıyı tamamlayın, eksiltmeyin" ve "dosdoğru, dengeli tartın" şeklindedir. Modern ekonomide "ölçü ve tartı" paranın değeridir, piyasadaki fiyat istikrarıdır. Kar hırsıyla piyasayı manipüle edenler, enflasyon yaratarak insanların cebindeki paranın alım gücünü (ölçüsünü) gizlice eksiltirler. Kur'an bu durumu "Mutaffifin" (ölçü ve tartıda eksiltenler) olarak tanımlar; bu zihniyetteki kişiler kendi haklarını alırken tam ölçülendirilmesini isterler, ancak başkalarına verirken veya tartarken ziyana uğratırlar. Bu tekelci ve bencil çifte standart, güvenin yok olduğu ekonomik krizlerin ilk kıvılcımıdır.
2. İnsanların Eşyalarını/Değerlerini Düşürmek: "Emeğin Sömürülmesi ve Değersizleştirme"
Şuayb nebi uyarısına şöyle devam eder: "...insanlara onların eşyalarını eksik değerlendirmeyin" veya "değerini düşürmeyin!". Bu uyarının bugünkü karşılığı çok nettir; çalışanların emeğinin ucuza kapatılması, hak edilen ücretlerin (maaşların) ödenmemesi ve halkın varlıklarının bilinçli olarak değersizleştirilmesidir. Kur'an, ticaret adı altında insanların mallarının "batıl" (gerçeğe uymayan, haklılığı bulunmayan inanç veya konular) yollarla yenilmesini kesin bir dille yasaklar. Gelir dağılımındaki bu adaletsizlik ve emeğin eksik değerlendirilmesi, toplumun alım gücünü bitirdiği için krizleri kaçınılmaz hale getirir. Servetin sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir güç olması engellenmek istenmiştir.
3. Yeryüzünde Bozgunculuk Yapmak: "Rant, Kredi Balonları ve Vahşi Kapitalizm"
Ayetlerde Şuayb nebinin çok kritik bir ikazı daha vardır: "Yeryüzünün içinde ortalığı birbirine katarak bozgunculuk yapmayın!". Sistem bir kez kurulduktan sonra daha fazla kazanmak uğruna ekolojik dengenin yıkılması, suni krizler çıkarılması ve insanların borçlandırılarak köleleştirilmesi bu bozgunculuğa girer. Ekonomik krizlerin ardındaki en büyük etken, çalışmadan para kazanma ve rant hırsıdır. Bu durum "Riba (verdiğinin fazlasını alarak, kat kat artırarak yemek)" olarak ifade edilir. Allah, alışverişi helal kılmışken verdiğinin fazlasını alarak haksız kazanç sağlayanların durumunu "şeytanın temasından gelişi güzel iş yaptırdığı kimselerin kalktığı gibi ayağa kalkarlar" şeklinde tanımlar ve bu haksız artış sistemini (Riba'yı) Allah'ın yıkıp yok edeceğini (krizlerle çökerteceğini) vurgular.
4. Krizin Patlak Vermesi: "Kibirlilerin Ani Sarsıntıyla Çöküşü"
Peki uyarıları dinlemeyip haksız kazanca ve sömürüye devam edenlerin, "Atalarımızın kulluk yaptığı ya da mallarımızın içinde ne dilersek yaptığımız şeyleri terk edelim diye senin namazın mı emrediyor?" diyerek ilahi ahlak kurallarıyla dalga geçenlerin sonu ne olur? Ekonomik krizlerin patlak verdiği o acı sabah, ayetlerde "şiddetli sarsıntı" olarak anlatılır. Zulmeden kimseleri şiddetli bir sarsıntı yakalamış ve sabahleyin kendi yurtlarında (kendi konforlu alanlarında) yere saplanıp kalmışlardır. Bu durum, büyük borsa çöküşlerinde, batan bankalarda veya iflas eden şirketlerde yaşanan şok dalgasının tam karşılığıdır. Ayet bu çöküşün şiddetini öyle bir resmeder ki; "Şuayb'ı yalanlayan kimseler, sanki orada refah içinde yaşamamış gibiydiler". Yani dürüst ticareti yalanlayan ve sömürüye dayalı o lüks yaşam sürenler bir gecede her şeylerini kaybetmiş, asıl ziyana uğrayan (hüsrana düşen) bizzat kendileri olmuştur.
Özetle; Şuayb nebinin kıssası, adaletin, paylaşımın ve dürüstlüğün olmadığı, emeğin değersizleştirilip hileli yollarla büyümenin hedeflendiği her ekonomik sistemin "şiddetli bir sarsıntıyla" (krizle) çökmeye mahkûm olduğunu gösteren evrensel bir ilahî kanundur.
***Lut ve Şuayb nebilerin kıssaları, her ne kadar temel günahları farklı gibi görünse de (Lut kavminde cinsel sapkınlık, Şuayb kavminde ekonomik adaletsizlik), her iki toplumun da içine düştüğü kibir, baskıcılık ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarma eğilimleri bakımından çok net ortak toplumsal uyarılar barındırır. Ayetler incelendiğinde, her iki kıssadaki ortak uyarılar ve toplumsal tepkiler şu başlıklar altında toplanabilir:
1. Yolları Kesmek ve Güvenliği Ortadan Kaldırmak
Her iki nebi de kavimlerini, insanların yollarını keserek toplumsal güvenliği tehdit etmeleri konusunda uyarmıştır.
Lut nebi, kavminin eşi benzeri görülmemiş edepsizliklerinin yanı sıra doğrudan "Yolu kesiyorsunuz" diyerek onların eşkıyalık ve yol kesme gibi toplumsal suçlarını yüzlerine vurmuştur.
Şuayb nebi de benzer bir şekilde kavmine, "Ve vaat ederek ve ona iman eden (güvenen) kimseleri Allah’ın uğrundan vazgeçirerek ve onun eğriliğini arzu ederek, her sırat/yöntemli yola oturmayın" uyarısında bulunmuştur. Her iki kavim de kendi güçlerine dayanarak insanların özgürce ve güvenle seyahat etme haklarını ellerinden almış, yolları tehlikeli hale getirmişlerdir.
2. Yeryüzünde Bozgunculuk (Fesat) Çıkarmak ve Sınırları Aşmak (Taşkınlık)
Her iki nebinin mesajında da toplumun doğal ve ilahi düzeni bozmasına karşı sert bir itiraz vardır.
Şuayb nebi kavmini sürekli olarak ölçü ve tartıda hile yapmamaları, insanların eşyalarını ve emeklerini değersizleştirmemeleri konusunda uyarmış; "yeryüzünün içinde ortalığı birbirine katarak bozgunculuk yapmayın!" diyerek kurulu düzeni kendi hırsları uğruna yıkmamalarını emretmiştir.
Lut nebi de kavmini doğal yaratılış fıtratına aykırı davranmakla suçlamış, "kadınların peşinden şehvetle adamlara mı geliyorsunuz? Doğrusu sizler, taşkınlık eden bir kavimsiniz" diyerek onların ilahi sınırları aşan ve toplumsal ahlakı bozan "taşkınlıklarını" vurgulamıştır.
3. Günahların Meclislerde ve Açıkça İşlenerek Normalleştirilmesi
Kötülüğün bireysel bir hata olmaktan çıkıp toplumsal bir norm haline gelmesi, her iki kavmin de en büyük sorunudur. Lut nebi, kavmini uyarırken "siz meclislerinizin içinde tasvip edilmeyenlere geliyorsunuz" diyerek, çirkin işlerin toplumun gözü önünde, toplantı yerlerinde pervasızca işlenmesini eleştirmiştir. Şuayb kavmi de benzer şekilde ticari ahlaksızlığı (ölçü ve tartıda eksiltmeyi) pazarlarında genel bir kural haline getirmiş, uyarıldıklarında ise "Atalarımızın kulluk yaptığı ya da mallarımızın içinde ne dilersek yaptığımız şeyleri terk edelim diye senin salat/namazın mı emrediyor?" diyerek günahlarını savunmuşlardır.
4. İnananlara ve Dürüstlere Yönelik "Sürgün ve Linç" Tehdidi
İki kıssanın en çarpıcı ortak noktalarından biri de, ahlaki çöküntüye batan bu toplumların, kendilerini uyaran nebilere ve inananlara verdikleri susturma ve sürgün etme tepkisidir.
Lut kavmi, ahlaksızlıklarına karşı çıkanları küçümseyerek: "Şüphesiz ki onlar, temizlenmeye alışmışlar, siz onları kentinizden çıkarın" demiş ve temiz kalmaya çalışanları toplumdan dışlamakla tehdit etmiştir.
Şuayb kavminin kibirli ileri gelenleri de tıpatıp aynı zorba zihniyetle hareket etmiş ve Şuayb nebiye: "Kesinlikle biz, seni ve seninle beraber iman eden (güvenen) kimseleri, kentimizden çıkarırız ya da kesin bizim inancımızın içine geri dönersiniz!" diyerek inananları sürgün etmekle ya da yozlaşmış sistemlerine zorla dâhil etmekle tehdit etmişlerdir.
Sonuç: Aynı Zihniyet, Aynı İbretlik Son
Hem Lut'un hem de Şuayb'ın kavmi, uyarıcıların "Ben sizin için güvenilir bir resulüm" şeklindeki şefkatli yaklaşımına ve uyarılarına rağmen kibirlenmişler, hakikati yalanlayıp nebilerin uyarılarını alaya almışlardır. Bu ortak toplumsal yozlaşma ve zorbalığın neticesinde her iki kavim de korkunç bir azapla (Lut kavmi üzerlerine yağan taşlar ve alt üst oluşla, Şuayb kavmi ise şiddetli bir sarsıntı ile) helak edilmiş ve yurtlarında sanki hiç yaşamamışlar gibi silinip gitmişlerdir.
Dolasıyla Rabbimizde RA’D suresi 11 ve ENFAL suresi 53 ayetlerinde bir toplum kendilerindekini değiştirmedikçe ben o toplumu dönüştürmem buyurur.










