MEHMET BİLİCİ


YAŞASIN YENİ KRAL...

YAŞASIN YENİ KRAL...


      YAŞASIN YENİ KRAL...

   Yıllardan beri süregelen bir deyim vardır. “Kral öldü, yaşasın yeni kral” diye. Günlük yaşantımızda sıkça kullandığımız bu sözün tekerrürünü yaşıyoruz.

   Valiler kararnamesi açıklandığı gün, değişim olan illerin gündeminde bu konu var şimdilerde. Herkes gidenle ilgili fikirlerini gerek sanalda, gerekse kahvede,sokakta dillendirmeye başladı. Kimi övüp yere göğe sığdıramazken, kimileri de  şükür gitti kurtulduk edalarında. Bir grupta gelecek olan Vali ile ilgili methiyeler dizmekle meşgul. Bizde diyoruz ki inşaAllah gelen gideni aratmaz. Lakin gündemimiz bu değil. Giden gitmiştir. Yaptıkları veya yapmadıklarını konuşmanın pekte bir ehemmiyeti yoktur. Çünkü bunları konuşmak sadece dedikodu ve gıybetten öteye götürmez bizleri. Bu kısır döngü kente de  bir şey kazandırmaz...

    Sokakta bu kentin sorunlarını sorsanız ağız birliği yapılmışçasına, herkes aynı şeyleri sayar. Çevre yolu, otogar, stadyum diye. Bu saplantı kimler tarafından? nasıl? Ne sebeple? oluşturuldu bilmek mümkün olmamaktadır. Ama şunu söylemeliyim ki bizim bu kentteki asıl sorunlarımız kesinlikle bunlar değil.  Bunlar çözülmüş olsa belki bir nebze konfor seviyemiz yükselebilir, lakin sorunlarımıza çözüm olmaz.

   İlimizi yönetmek üzere mülkü amir olarak atanan yeni Valimiz Sayın Ozan BALCI ; öncelikle kadim şehrimize hoş geldiniz. Mevla’m muvaffakiyetler ihsan eylesin. Sizler gelmeden, güzel haberleriniz geldi. Bence bu meziyetlerinizden en güzeli halkla iç içe olmanız. Hele hemşireleri makamınızda ağırlarken göstermiş olduğunuz mütevazilik fotoğrafı taktire şayandır. Atandığınız ilin sosyoekonomik yapısı ile ilgili mutlaka kendinizce bir ön araştırma yapıp, yapmak istediklerinizle ilgili bir dizi plan program yapmışsınızdır. Bende acizane bu kente doğup büyümüş bir eğitimci, araştırmacı,yazar olarak kendimce belirlemiş olduğum sorunlarımızı aktarmak isterim. Umarım özel kaleminiz tarafından sizlere iletilir.

   Bu kentin en büyük sorunu ekonomi, işsizlik ve de üretememektir. Ekonomimiz çok kötü, devletin vaktiyle uygulamış olduğu yanlış politikalar neticesinde insanlarımız tembelliğe alıştırıldı. Gezdiğinizde sizde göreceksiniz ki çok geniş tarım arazilerimizin olmasına rağmen tarlaların nerdeyse büyük bir kısmı ekilip biçilmiyor. Fakat doğrudan gelir desteği adı altında bu işlenmeyen topraklar için her yıl devletin kasasından yüklü miktarda paralar ödeniyor. Bu köylüler üreten değil, tüketen konumuna getirilmiş. Herkes çocuğunu asgari ücretle bir yerlere yerleştirip rahat bir kazanç elde etmenin hesabında. Bu da siyasetçilerin iştahını kabartan bir fırsat olarak her dönemde kullanılmakta.  Öncelikle kaymakamlarında işin içine katıldığı bir projeyle stk desteği alınarak bu çiftçiler yeniden üreten konuma getirilmeli. Bir karış dahi boş toprak bırakılmayacak şekilde planlamalar yapılmalı. Ürün çeşitliliği arttırılmalı. Lavanta, papatya kekik ve Tıbbi ve aromatik ürünlere yöneltilerek kazançları arttırılmalı. Gençlerin yeniden tarlalarına dönmeleri sağlanmalı. Devlete ait hazine arazileri, tarlası olmayanlara cüzi fiyatlarla kiralanmalı. Nakliyenin bu denli yüksek olduğu bir dönemde Antalya’dan,Mersin’den sebze getirtmek yerine bu kentte üretilip tüketiciye daha ucuz ve de taze ürün sunulmalı. Yerinde domates bir TL ye alınsa bile bu şehre altı lira nakliye biniyor. Bu da zaten ekonomisi kötü olan halka geçim sıkıntısı oluyor. Sonrasında da devlete karşı tepki tabiki. Aynı şekilde hayvancılık ve hayvansal ürünlerle ilgili de tedbirler alınmalıdır.

  Diğer bir konu Van, Türkiye’nin ikinci büyük turizm kenti olmaya namzet iken; gerek tesis yetersizliği, gerekse mülki amirlerin tanıtım ve turizme gerekli ehemmiyeti vermemelerinden dolayı turizm de hak ettiğimiz noktada değiliz. Gölden ve tarihi zenginliklerimizden ekonomik bir katkı sağlayamıyoruz. Bence bir Valinin en çok önemseyeceği konuların başında, ben bu kenti ne kadar tanıtabildim? bu şehre yaptığım tanıtımla ne kadar yerli ve yabancı turist getirebildim? bunların ne kadarını memnun uğurlayabildim? şeklinde olmalıdır.

  Dünyanı her ülkesinde en müreffeh kentler sınır kentleridir. Bir sınır kenti olarak maalesef bu pastadan hiç bir şekilde pay alamıyoruz. Günü birlik çalışmalar sadece türbinlere oynamaktır. Bu şehrin istikrarlı bir sınır ticareti ve de sınır turizmine ihtiyacı vardır.

   Bu belirtmiş olduğum başlıklar çözüm bulursa şayet; kadim şehrimizin makus kaderinin hızla değiştiğine hep birlikte şahit olma muvaffakiyetine ermiş olacağımızdan hiç şüpheniz olmasın. Dilerim bu güzellikler sizinle hayat bulur. Bu kentin kaderinin değişmesi hususunda göstereceğiniz gayretin Allah nezdinde karşılık bulması temennisiyle Mevla’m yar ve yardımcınız olsun...