Hakikatin Tekelleşmesi ve Toplumsal Çöküş
Dünyada herkes huzursuz, mutsuz ve tedirgin... Peki, bu gidişatın sonu ne olacak? Rayından çıkmış pek çok sorunla karşı karşıyayız. Zalimler artık sınır tanımıyor; üstelik bu zalimlerin bayrağını sallayan, onlara hizmet eden "uşakları" da eksik olmuyor. Kimse bu gidişata müdahale edemiyor; çünkü kimsenin gücü bu devasa kaosu durdurmaya yetmiyor.
Aslında bu canavarları kendi ellerimizle yetiştirdik, besledik ve büyüttük. Yeryüzünde bozgunculuk çıkaranları biz alkışladık, biz destekledik. Şimdi ise kontrol elden çıktı ve durduramıyoruz.
Tarih boyunca bireylerin, ünlülerin ve bilhassa liderlerin kutsanması her zaman büyük felaketlere yol açmıştır. Bu konuda ders alınacak sayısız tarihi veri mevcuttur. En önemlisi de Kur'an-ı Kerim’de, liderlerin kendilerini ululaştırmalarının bedelleri çok ağır bir dille anlatılır. Liderlerin ilahlaştırılması; yani onlara kayıtsız şartsız itaat edilerek Allah’a ait olan "mutlak kural koyuculuk" vasfının bir beşere devredilmesi, toplumlarda derin ve yıkıcı bozulmalar yaratmıştır. Kur'an’ın; Firavun, sapkın din adamları ve büyüklük taslayan önderler üzerinden anlattığı bu "fesat" aşamalarını mutlaka duymuşsunuzdur.
Bu tür durumlar toplumu kutuplaştırır ve zayıfların ezilmesine neden olur. Kendisini mutlak otorite ilan eden bir lider, gücünü korumak için halkı sınıflara ve taraflara böler. Firavun örneğinde olduğu gibi, bu yapılar adaleti ve barışı yok eder. Kutsallaştırılan bu figürler; neyin doğru neyin yanlış, hatta neyin din olup olmadığına karar veren tek merci haline gelirler. Kendi ideolojilerini tek hakikat olarak dayatır, toplumu manipüle ederler.
Bu müstekbirler (büyüklük taslayanlar), halkın aklını ve iradesini teslim etmesini beklerler. Halkın dürüst ya da haklı olması onlar için önemli değildir; tek kriter kayıtsız şartsız itaattir. Ancak liderlerini sorgulanamaz birer "kurtarıcı" olarak gören kitleler, kendi akıllarını kullanmayı bıraktıklarında her türlü sapkınlığa açık hale gelirler. Bu durum, manevi duyguların ve emeğin sömürülmesine kapı aralar.
Ahirette ise bu tablonun faturası çok daha ağırdır. Körü körüne biat edenler, o gün liderlerine: "Biz size uymuştuk, şimdi şu ateşin azabını bizden savabilir misiniz?" diyecekler; ancak bu sitem iki tarafı da kurtarmayacaktır. Pişmanlık içinde, "Rabbimiz, biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik, onlar da bizi yoldan saptırdı" diyerek lanet okuyacaklardır.
Özetle; bir liderin ilahlaştırılması aklın bittiği, adaletin yerini zorbalığın aldığı yerdir. "Şeyh uçmaz, mürit uçurur" misali, sorgulamayan topluluklar şakşakçılığa devam ettikçe yeryüzü düzene girmeyecektir.
Dostlar, artık aklımızı başımıza alma vakti gelmedi mi? Kendi gücünü pekiştirmek için halkı bölen zorbalara, halkı fakirleştirip kendisi saltanat içinde yaşayan kibir abidelerine karşı hâlâ aklımızı kullanmayacak mıyız? Eğer topyekûn bir yıkım istemiyorsak; yanlışı ve doğruyu sorgulamalı, hiçbir güce körü körüne boyun eğmemeliyiz. Aksi takdirde, pişmanlığımız bizi kurtarmaya yetmeyecektir.






