Fatma ERDEMCİ


YENİDEN BAŞLARKEN

YENİDEN BAŞLARKEN


 YENİDEN BAŞLARKEN

Evet uzun bir aradan sonra yeniden yazmak için gayret sarf edeceğim inşallah. İşin doğrusu uzun süredir yazmak istiyordum ama nereden başlayacağıma karar vermekte güçlük çekiyordum. Bunun nedeni ise ülkemizin, İslam coğrafyasının ve dünyanın baş döndürecek hızda değişen gündemi oldu. Evet öyle durumlar yaşıyoruz ki, kelimeler bile kifayetsiz kalıyor. Bazen İslam ülkelerinin bugün maruz kaldığı işgalleri görünce Haçlı seferlerini, Müslümanlar arasında bugün süre giden çatışmaları görünce Cemel ve Sıffin  savaşlarını hatırlıyor ve diyorum ki acaba tarih tekerrür mü ediyor? ama bugün yaşadıklarımız çok daha dramatik ve planlı geliyor. Bilemiyorum belki de şahitlik ettiğimiz için çok daha insanın yüreğini acıtıyor; insanın hayata dair, geleceğe dair insanlığa dair hayalleri umutları zedeleniyor.

Her gün İslam coğrafyasında akan kanları görünce ashabın Peygambere söylediği; 'kanla yıkanan esvaplarımızın üzerine güneş ne zaman doğacak?' haykırışı aklımıza geliyor. Biz de bugün 'acaba doğacak güneşi biz görecek miyiz? O güneş kurutacak mı, oluk oluk akan çocukların kanlarını? diye haykırıyoruz.  Asl olan insanı yaşatmaktır,  ölüm kaçınılması imkansız mutlak bir mukadderat olsa da hiçbir nefsin hoşuna gitmez, yani ölüm insana yakışmaz.  ölüm olacaksa da öldürülerek değil, insanca bir ölümle ölmeyi  umar insan. Hele de çocuklara; küçücük yaşlarda reva görülen insanlık dışı ölümler hiç yakışır mı?  tarih boyunca da yakışmamıştır melek ruhlu çocuklara ölüm. Ölüm, merhamet sahibi her insanın yüreğini acıtır,  ızdırap verir. Evet  çocuklara hiç yakışmaz. Hayatınızda hiç unutamadığınız ve unutmayacağınız bir sahne nedir?diye sorulsa hiç düşünmeden hemen Aylan bebeğin kıyıya vuran cesedi, derim herhalde. Ya da yıllar önce Halepçe'ye düzenlenen kimyasal saldırıda ölen çocukların görüntüsü hele de babasının kucağında babasının üzerine kapanırken ikisinin öldüğü o görüntü! Antep'teki düğüne yeni elbiselerini, ayakkabılarını giyerek gelen ve parçalanan; ayakkabısı yerde kalan çocuğu da unutmak mümkün değil. Evet bütün bunlar niye? diye sorulduğunda verilecek bir cevabımız yok, Fakat şu gerçek yüzümüze çarpıyor; Müslümanların kanı ucuz. Müslüman çocukların da kanı ucuz.  Onun için kitlesel gösteriler yapmaz kimse bu çocuklar için. Birleşmiş Milletler Müslümanların kanı söz konusu olunca Birleşmiş zilletlere dönüşüyor. Çünkü onlar için Müslümanlar potansiyel göçmendir, yüktür. Gelecek için bir tehlikedir; Zira onların gözünde o geleceğin bir Selahaddin Eyübî'sidir, bir Ahmet Yasir'dir, bir Aliya İzzetbegoviç'tir aynı zamanda. Çünkü onlar bir gün bir Ömer Muhtar olabilir ve onlara kırk yıl kök söktürür. Aliya İzzetbegoviç olur ve Avrupa'nın ortasında onlara  bütün değerlerden ne kadar uzaklaştıklarını onlara haykırır ve bir Fatih olur İstanbul'u fetheden. Bir  Kanuni olur Viyana'nın kapılarına dayanan. Bir Hz. Ömer olur Kudüs'ü alır. Bir Selahaddin Eyyubi olur, Haçlı Seferleri'ni püskürtür Kudüs'ü  yeniden özgürleştirir. Onun için en kolay ölüm  Müslümanların çocuklarının ölümüdür onlar için.. Yarın öbür gün ne olacağı hiç belli değil.

Biz yıllardır ülkemizde ve çevremizde üst akıl tarafından sahnelenen oyunu izliyoruz. Bize, çocuklarımıza reva görülen ölüm sahnelerini hatırlayalım. Bir buçuk yıllık bir zaman zarfına bile baktığımızda ülkemizde ne kadar acı veren toplu katliam mahiyetinde terör saldırılarına tanıklık ettik. Suruç'taki bombalı saldırı, Diyarbakır'da yaşanan bombalı saldırı Ankara'da kısa zaman aralıklarıyla iki kere üst üste yaşanan bombalı saldırılar İstanbul'daki bombalı terör saldırıları ve çok daha yakın zamanda yaşadığımız Van'daki, Elazığ'daki, Gaziantep'deki ve tekrar Van'daki ve şimdi de Şemdinlideki bombalı saldırılar. Özellikle de müminlerin bayramı olan Kurban Bayramı'nda çocukların gülmesi,i büyüklerin, yetişkinlerin kederi unutması, derdi-tasayı terk etmesi gerektiği  bir bayram gününde düzenlenen bombalı saldırı. Bu vahşetin boyutunu en iyi şekilde ortaya koymaktadır. Evet insan  hiçbir  insana insan eliyle ölüm reva görmemeli,özellikle de masum çocukları, fakat ne yazık ki en çok da çocuklar gençler ölüyor. 6 yıllık Suriye Savaşı'nda hastanelerde, camilerde, evlerin altında kalan, okullarda can veren çocukları unutamayız ve yaşadığımız müddetçe de unutmayacağız. Ama bu bize yeni reva görülen bir şey değil, uzun zamandır bize reva görülenleri görmek için,  çok ileriye gitmeye gerek yok. Bizim yaşadığımız yüzyıla bakmak yeter. İsrail'in Filistin'i işgali ile başlayan ve kesintisiz İslam coğrafyasında özellikle ortadoğuda arz-ı mevud hayalleriyle devam eden; bitmeyen ve bitmemesi için şer odaklarının plan üstüne plan kurdukları oyunları öyle görünüyor ki devam edecek.

 Bu amansız saldırlar karşısında en başta yapması gereken şey ümmetin vahdetini, birliğini,  sağlayacak üst bir dil bulunmalı. Zira bu saldırılar karşısında durabilmek için öncelikle ümmetin birliğinin sağlanması gerekir. Tarihten dersler çıkarmak lazım. Selahaddin Eyyubi de böyle yapmıştı. Önce Müslümanların birliğini sağlamış ve daha sonra Kudus'ün fethine başlamıştı ve Allah onu muvaffak kılmıştı. Akif'in dediği gibi 'siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın, doğacaktır sana va'dettiği günler hakkın, kim bilir belki yarın belki yarından da yakın'.

Akif'in dediği gibi batı medeniyeti tek dişi kalmış canavardan başka bir şey değil. Onun için en büyük hatamız batıdan merhamet beklemek ondan  merhamet ummaktır.  Batıdan merhamet beklenmez, şunu anlamamız lazım ki, biz sadece kendimiz için Hakkı, adaleti tesis etmeye mecbur değiliz. Biz aynı zamanda dünyanın geleceği için adaletin gürsesi olmak zorundayız ve bu da ancak ümmetin vahdetiyle  gerçekleşir. Cemaatçiliği  cemiyetçiliği, mezhepçiliği, ırkçılığı bir kenara bırakarak İbrahim milleti olabiliriz. Neler kaybettiğimizi tarih içerisinde acı bir şekilde defalarca tattık ve görülen o ki tedbir almaz ve ders çıkarmazsak daha çok aynı acılarla karşılaşacağız.

 Allahın kitabına Resullah'ın hayat tarzına dayalı bir bilinç yenilenmesine ihtiyacımız var. Müslümanların rengarenk bir avuç çakıl taşı olduğunu, onları bir arada tutan, onları güçlü kılanın dökülen İslam harcı olduğunu hatırlamak, özümsemek içselleştirmek  lazım. Bunun için de kendimize dönmek Kuran'a dönmek Hz Peygamber'in hayatının örnekliğine dönmek kaçınılmaz. Kur'an-ı Kerim'de yüce Allah bir insanı yaşatmanın insanlığı yaşatmak olduğunu beyan eder.  Hz Peygamberin sefere çıkma hazırlığı yapan sahabeye bir insanın kurtuluşuna vesile olmak vadiler dolusu kızıl deveden daha hayırlı olduğunu söyler. Gerçekten yeniden hatırlamamız lazım. Medeniyetimizi medeniyet yapan değerleri hatırlamak lazım. Çünkü bizim medeniyetimize, medeniyetimizin felsefesine göre insanı yaşat ki devlet yaşasın denir, işte budur bizim medeniyetimiz. Adı modern olan, adı çağdaş olan köhnemiş yapılardan anlayışlardan ve düşüncelerden ayıran şey budur.  Fakat ne yazık ki bu gün dinimizin, medeniyetimizin ayırıcı özelliği olan bu ilkeleri bugün unutmuş durumdayız. Bu ilkeleri yeniden hayat geçirebilmek için, Kur'an'ın boyasıyla boyanmak,  Resulullah'ın ahlakı ile ahlaklanmak bir zorunluluktur. Ne yazık ki uzun süredir bu bakış açısıyla hayata bakmayı unuttuk; ideolojilerimizi, çıkarlarımızı ön plana çıkardık ama bugün gördük ki Müslüman'ın canını acıtan aslında bizim de canımız acıtır. Zalimlerin bir hareket planı vardır  ve hareket planlarını adım adım uyguluyorlar. 50-60 yıl önce Filistin'den başlayan sonra Çeçenistan, Lübnan, Afganistan, İran ve Irak'la, devam eden, Amerika ve  Irak'ın işgaliye, burnumuzun dibindeki Suriye savaşıyla,  Mısır'daki darbeyle süren bir işgal planı devam ediyor.

 15 Temmuz darbe girişimiyle gördük ki sıra Türkiye deymiş. Demek ki neymiş; biz onlara dokunmasak da onlar bize dokunacak ve dokunmak için ellerinden geleni yapacaklar. Paris'te düzenlenen Çharlie Hedbo terör saldırısında ölenler için bütün dünyanın liderleri bir araya gelip terörü lanetlediği halde  bizim ülkemizde bir gecede 250 insanımızın ölümüne sebep olan darbe girişimini kınamak şöyle dursun aksine darbe girişimine kalkışanları korumak için ellerinden geleni yaptılar. Böylece kendilerini  medeni olarak lanse edenlerin gerçek yüzünü bir kere daha görmüş olduk. Bizde gerçekleşen terör saldırılarını, yüzlerce insanın ölümüne sebep olan terör olaylarını kınama yerine,  darbe  terör saldırılarını düzenleyenler için aklama operasyonları gördük. Demek ki bizler Müslüman olarak birlik ve beraberlik içinde olmalıyız, İslam'ın ruhu ile beslenmeli, sahip olduğumuz medeniyetin deneyimlerinden faydalanmanız lazım. Rabb'im hepimize ümmetin birliği ve birliğine katkı sunacak bilinçler ve çabalar nasip etsin.